Mahkeme başkanı Köksal Şengün ile savcı Mehmet Ali Pekgüzel arasında yaşanan darbe polemiği. Mahkeme Heyeti Başkanı Köksal Şengün, Pekgüzel'e (Balbay'a sorduğu sorular üzerine) ''Bu darbe girişimiyle ile ilgili bir tahkikat bildiğim kadarıyla yok. Var mı?'' sorusuna Pekgüzel'in yanıtı ''Davanın özü bu. İkinci davanın özü, Ayışığı, Yakamoz ve Eldiven'' diye cevap verdi.
İlgili Haberler
İSTANBUL - İkinci ''Ergenekon'' davasının 20. duruşması başlandı. İstanbul 13. Ağır Ceza Mahkemesince Silivri Ceza İnfaz Kurumları Yerleşkesi'nde görülen duruşmaya, gazeteci Tuncay Özkan, Cumhuriyet Gazetesi Ankara Temsilcisi Mustafa Balbay ve eski Özel Harekat Dairesi Başkanvekili İbrahim Şahin'in de aralarında bulunduğu tutuklu 48 sanık katıldı.
Tutuklu yargılanan Başkent Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Mehmet Haberal, eski İnönü Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Fatih Hilmioğlu, emekli Tuğgeneral Levent Ersöz, Mustafa Dönmez ve Mehmet Koral ise duruşmaya gelmedi.
Duruşmada, tutuksuz yargılanan emekli Orgeneral Hurşit Tolon ile Emin Şirin, emekli Tuğgeneral Muhittin Erdal Şenel ve Ünal İnanç da hazır bulundu.
Mahkeme Heyeti Başkanı Köksal Şengün, tutuklu sanık Mustafa Balbay'ı kürsüye çağırdı. Duruşma, Balbay'ın, Cumhuriyet Savcıları Mehmet Ali Pekgüzel ve Nihat Taşkın tarafından yapılan çapraz sorgusuyla başladı.
GÜNLÜK SORULARINI YANITLAMADI İkinci ''Ergenekon'' davasının tutuklu sanıklarından Cumhuriyet gazetesi Ankara Temsilcisi Mustafa Balbay, bilgisayarından elde edildiği öne sürülen notlarına ilişkin yöneltilen sorular üzerine, bu sorulara savunmasını yaparken cevap verdiğini söyledi.
İstanbul 13. Ağır Ceza Mahkemesindeki duruşmada çapraz sorgusuna devam edilen Balbay'a Cumhuriyet savcısı Mehmet Ali Pekgüzel, bilgisayarından ele geçirilen muhtelif notların bir kısmında bazı kişiler hakkında bilgilerin bulunduğunu söyledi.
ÇAPAN HAKKINDA NİÇİN NOT TUTTUNUZ? Pekgüzel ardından, bu notlar arasında yer alan tutuklu sanık Gürbüz Çapan ile ilgili uzun bir metni okuyarak, ''Bu notları siz mi tuttunuz, Çapan hakkında özel bilgi toplamanızın nedeni nedir, terör örgütünün istihbarat çalışmaları çerçevesinde mi yapıldı?'' şeklinde sorular yöneltti.
Balbay da savunmasını yaparken Çapan ile ilgili açıklamalarda bulunduğunu belirterek, ''Bu soruyu daha önce yanıtladım'' dedi.
Pekgüzel'in tutuksuz sanıklardan Muhittin Erdal Şenel ile ne zaman tanıştığını sorduğu Balbay, savunmasında Ankara'da gazeteciliğin nasıl yapıldığını anlattığını kaydetti.
Pekgüzel, Şenel'in de katıldığı bazı toplantılara ilişkin alınan notlarla ilgili çeşitli soruları üzerine de Balbay, bunları daha önce yanıtladığını söyledi.
CUMHURİYET GAZETESİ TERÖR MERKEZİ GİBİ GÖSTERİLİYOR Savcı Pekgüzel'in başka bir sorusu üzerine de Cumhuriyet gazetesinin terör merkezi gibi gösterilmeye çalışıldığını belirten Balbay, yöneltilen sorularla adeta Atatürkçü olmakla, terörist olmanın eşdeğer tutulduğunu ileri sürdü.
BALBAY'DAN EHLİ DİL AÇIKLAMASI Pekgüzel'in ''Ehli Dil'' grubunun kimlerden oluştuğuna ilişkin sorusuna karşılık da Balbay, bu toplantılara Danıştay ve Yargıtay üyeleri, müsteşarlar ve bürokratların da katıldığını söyledi.
Balbay, savunması sırasında, Ankara'da bu tür toplantıların zaman zaman yapıldığını söylediğini hatırlatarak, Ankara Valisi Kemal Önal'ın da bu toplantılara katıldığını, Ankara Valiliğinin de terör üssü olarak belirtilmeye çalışıldığını ileri sürdü.
28 ŞUBATTA BU İŞİ BİTİRECEKTİK KARADAYI BİZİ UYUTTU Pekgüzel'in''28 Şubatta bu işi bitirecektik. Bu işi 3 kişi planladık. Bir, Fevzi ve ben. Karadayı bizi uyuttu. 'Hükümet devrilsin ondan sonra' dedi. Bir numara teslim oldu. Bugün durum çok kötü'' şeklindeki notları okuyarak, notların kendisine ait olup olmadığını,bu sözleri kimin söylediğini sordu.
BUNLAR MONTAJLANMIŞ SÖZLER Mustafa Balbay'ın bunların değiştirilmiş, montajlanmış ve anlamı bozulmuş notlar olduğunu ifade etmesi üzerine Pekgüzel, ''Bozulan yerleri gösterir misiniz?'' dedi. Balbay da anlamın bozulduğunu, bunları tek tek çıkaramayacağını dile getirdi.
Balbay, tutuksuz sanıklardan emekli Orgeneral Tuncer Kılınç ile de MGK Genel Sekreteri olduğu dönemde gazetecilik çerçevesinde görüştüğünü anlattı.
SAVCININ SORULARINA İTİRAZ Pekgüzel, bir notu okuyarak ''Yazıdaki yeni oluşum nedir? Kılınç, bu AK Parti'yi yasal yollardan durdurmak mümkün değil, diyerek neyi kast ediyor? Görüşmelerde muhatabınız size ne şekilde karşılık veriyor? Suç oluşturacak faaliyelerin sizinle paylaşılmasının nedeni nedir? Samimiyet ve güven nereden kaynaklanıyor? Kılınç ile olan görüşmeyi haber yaptınız mı?'' diye sorular yönelttiği Balbay, bunları daha önce yanıtladığını söyledi.
Mustafa Balbay, gazetecilerin hangi sözün suç oluşturup oluşmadığını araştırmadığını dile getirerek, ''Bu, iddia makamının, kafasında oluşturduğu düşünceyi bana doğrulatma biçimidir. Soruların soruluş şekline itiraz ediyorum. İddia makamı, kafasında oluşturduğu terör örgütünü benim cevaplarımla güçlendirmeye çalışıyor. Ben derin bir nefes çeksem, bunun anlamı nedir diye soracaklar'' diye konuştu.
Pekgüzel, İlhan Selçuk ile yapılan bir görüşmeye ilişkin Balbay'ın notlar aldığını belirterek, ''9 Mart, 12 Mart açısından bakılan olay nedir?'' diye sordu. İlhan Selçuk ile ilişkisini daha önceden anlattığını vurgulayan Balbay, Selçuk ile gazeteyle ve ülkeyle ilgili konuları konuştuklarını kaydetti.
Savcı Pekgüzel'in, okuduğu bir notta Şişli Belediye Başkanı Mustafa Sarıgül'ün adının geçmesi izerine Balbay, ''Sarıgül parti kurdu, 'Ergenekon' mu?, Abdüllatif Şener parti kurdu. Bu 'Ergenekon' mu? Parti kurmanın terör örgütü kurmakla eşdeğer görüldüğü, dünya tarihinde görülmemiş bir önyargı ve bağnazlık söz konusudur'' şeklinde konuştu.
"HER SORU DA BİR FAY DALI GİBİ'' Bazı sorulara cevap verirken heyecanlanan Balbay, bölük pörçük notları bir araya getirmenin zorlama olduğunu kaydetti. Bunun üzerine Mahkeme Heyeti Başkanı Köksal Şengün de ''Sizi zorlayan, kızdıran sorulara muhatap olacaksınız. Aklıselim davranmak gerekir'' dedi.
Balbay da Şengün'e ''Haklısınız. Sakin olmak faydalı ama her soru da bir fay dalı gibi, efendim'' karşılığını verdi.
Mustafa Balbay'ın avukatı Mehmet İpek'in bazı sorulara itiraz etmesi üzerine de Başkan Şengün, yasa maddesine göre değerlendirme yapılarak suçlama getirildiğini, Savcılığın da bunları sorduğunu kaydetti.
HİÇ BİR ŞEYE CEVAP VERMİYORSUNUZ Savcı Pekgüzel de ''Siz açıklamıyorsunuz, hiçbir şeye cevap vermiyorsunuz gördüğümüz kadarıyla. Tuncay Özkan ile ilgili notlar var, bunları siz mi tuttunuz?'' dedi.
Tutuklu sanık Tuncay Özkan oturduğu yerden konuşarak, bu notlardaki tarihe tepki gösterdi. Başkan Şengün de Özkan'ı ''Burası kahvehane değil'' diyerek uyardı.
Balbay da Özkan ile son 5-6 yılda 2 defa telefonla ya görüştüklerini ya da görüşmediklerini söyledi.
Pekgüzel'in tutuklu sanık Türk Metal Sendikası eski Başkanı Mustafa Özbek ile yaptığı bir telefon kaydına ilişkin soru yönelteceğini belirtmesi üzerine, Balbay telefon görüşmelerine ilişkin açıklamalar yapabileceğini söyledi.
BAHTI KARA ANKARA DURUMU Savcının sorusu üzerine de ''Ankara'ya insanlar tayin-terfi, sınava girmek ya da sağlık için gelirler. Benim de doktorları arayıp (Yakınımdır) dediğim olmuştur. Ankara gazeteciliğinin bir parçasıdır bu. Her derdi düşen sana gelir bahtı kara Ankara, derler ya öyle bir durum var'' dedi.
FİTİLİ ATEŞLEMEK NE DEMEKTİR? Savcı Mehmet Ali Pekgüzel'in notlarda yer alan ''Fitili ateşlemek ne demektir?'' açıklar mısınız? sorusuna Balbay, mecazi anlamda söylenmiş bir söz olduğunu belirterek, ''Yoksa bombayı ateşleyip beklemedim. İnsanlar ne oluyor ne bitiyor farkında olsun o anlamda söylenmiş bir şeydir'' şeklinde konuştu.
TELEFONDA BAHSETTİĞİNİZ KALE, ONİKİDEN VURMAK NE DEMEK Mehmet Ali Pekgüzel, Balbay'a davanın tutuklu sanıklarından Mustafa Özbek ile yaptığı telefon görüşmesiyle ilgili ''Telefonda bahsettiğiniz 'kale' ve 'Onikiden vurmak' ne demek? Açıklar mısınız?'' sorusunu yöneltti. O dönem bir siyasi arayışın olduğunu, AK Parti'yle ilgili kapatma davası bulunduğunu, Kanaltürk'ü satması nedeniyle de Tuncay Özkan'a kızdığını belirten Balbay, ''Kızdım, eleştirdim. Kanaltürk, siyasetin kalesi, ulusalcıların kalesi gibiydi. 'Kale' kelimesini bunun için kullandım. Özbek, parti kurmak istediğini söyledi. Ben de tutmayacağını söyledim. Oy alamaz ise bugüne kadarki bütün birikimlerini kaybedeceğini, söyledim. Ankara'daki en büyük mezarlığın, siyasi parti mezarlığı olduğunu söyledim. Onikiden vurmak lazım dedim'' diye konuştu.
Mustafa Balbay, Mehmet Ali Pekgüzel'in, ''Tuttuğunuz notlarda, 'Hurşit Tolton'la 3,5 saatlik görüşme' diyorsunuz. Burada tuttuğunuz notları açıklar mısınız?'' sorusu üzerine Tolon'la makamında görüştüğünü ve aklında kalacak şekilde notlar tuttuğunu söyledi.
CUMHURBAŞKANI SEZER'İN NİKAHA ÇAĞIRMASI Cumhuriyet Savcısı Nihat Taşkın'ın, 23 Aralık 2003'te Levent Ersöz ve Hasan Atilla Uğur ile yaptığı görüşmeyi sorarak, ''Bu görüşmede, sayın Cumhurbaşkanı ile ilgili bilgileri Levent Ersöz ve Hasan Atilla Uğur'a anlatıyorsunuz. Siz, haber kaynaklarınızı açıklamakta titiz olduğunuzu söylüyorsunuz. Bunları Ersöz ve Uğur'a aktarmanızın sebebi nedir?'' şeklindeki sorusuna Balbay, görüşmedeki çekimin, bilgisinin dışında olduğu için kabul etmediğini ifade ederek, ''Cumhurbaşkanı bana güvenmeseydi selam bile vermezdi. Sezer bize bu çerçevede güvendi. Ben onu tanımaktan gurur duyuyorum. Sezer'in oğlu evlendi, medyadan 5 kişiyi çağırdı. Biri de bendim. Kendisine verdiğim bütün sözleri tuttum. Görüşmede, ülkenin genel gidişatıyla ilgili bilgi alma dışında hiçbir şey yok'' dedi.
CUMHURİYET'İN ÜNİVERSİTELERDE İNDİRİMLİ SATILMASI Mustafa Balbay, Taşkın'ın ''Oyak Bank ile reklam görüşmesi için Ersöz ve Uğur'u neden aracı olarak kullandınız?'' sorusuna, ''Cumhuriyet kitap verir. Başka da bir şey vermez. Mürekkep kokan her şey bize yakışır demişizdir. Bu görüşmelerde, fiiliyata geçen hiçbir şey olmamıştır'' yanıtını verdi.
Taşkın'ın, Cumhuriyet gazetesinin bazı üniversitelerde yüzde 50 indirimli satılmasıyla ilgili Ersöz'ün özellikle Bursa Uludağ Üniversitesini sormasının sebebinin ne olduğu şeklindeki soruya, Balbay, Ersöz'ü ilk olarak Bursa'da tanıdığını ve belki bunun için sormuş olabileceğini söyleyerek, ''Bir üniversite kampüsünde gençler okusun diye gazeteyi yarı fiyatına satmak suç mu? Kışlada da satsak suç mudur? Konuştuk, ama fiiliyata geçmedi. Keşke geçseydi. Ben kışlada satılmasını isterdim'' şeklinde konuştu.
JANDARMA İSTİHBARAT BENDEN HABER ALIYOR Taşkın'ın, ''Ersöz'le yaptınız görüşmede, 'Sendikalarda bir kıpırdanma var mı?' diye soruluyor. Siz de, 'Bazı sendikalarda var' diyorsunuz. Sendikaların faaliyetleri neden size soruluyor? Siz habercisiniz, haber almak için gitmişsiniz. Ama daha çok size soru soruluyor. Bunu nasıl değerlendiriyorsunuz?'' sorusuna da Balbay, ''Biz haber almak istiyoruz. Onlar da istiyor. Adı üstünde Jandarma İstihbarat Daire Başkanlığı. Bunlar düşman kuruluş mu? Başka ülkelerin kuruluşları mı? Ben bu ülke için görüşlerimi paylaştım. Gazetecilik yapmak için Ankara'da devlet kurumlarıyla ilişkilerin iyi olması gerekiyor. Bu çerçevede, demokrasi dışına çıkmış hiçbir arayışım olmamıştır'' karşılığını verdi.
Nihat Taşkın'ın, Ankara'da katıldığı bir toplantının içeriğini sorması üzerine, Balbay, ''Bu toplantıya gittim. Bu toplantıyı yazdım. Gazeteci olarak gittim. Kimler var diye not tuttum. Bütün Ankara temsilcileri oradaydı. Ben bu davanın tutuklu sanığıyım. Ben Hilmi Özkök'ten daha mı ileri noktadayım? Konum olarak Özkök nerede, ben neredeyim? Özden Örnek nerede, ben neredeyim?'' dedi.
Taşkın'ın, ''Toplantı öncesinde Ersöz ve Uğur ile görüştünüz ve toplantının ADD'nin ev sahipliğinde göründüğünü, toplantının niçin yapıldığını biliyorsunuz. Yansıttığınız haberler bu şekilde değil'' demesi üzerine Balbay, konudan bilgi sahibi olmadığını ve ayrıntıları bilmediğini ifade etti.
''GENÇ SUBAYLAR RAHATSIZ'' HABERİ Nihat Taşkın'ın, ''Genç subaylar rahatsız haberini birinci sayfadan verilmesinin sizin tasarrufunuzda olmadığını söylediniz. Hilmi Özkök'ün, haberinizi doğruladığınızı savundunuz. Birkaç gün sonra Özkök, 'Bu dedikoduları üretenleri lanetliyorum' dedi. Sizin haberinizi yalanladı. Açıklar mısınız'' sorusu üzerine Balbay, şöyle konuştu:
''26 Mayısta Özkök, 12 gazeteciyi çağırdı. 'Bir rahatsızlık varsa bu hepimizdedir. Dedikoduları üretenleri lanetliyorum' dedi. Aynı toplantıda söylemiştir. Yazanı lanetliyorum demiyor, dedikoduyu üretenleri lanetliyorum diyor. GenelKurmay Başkanı Başbakan'a gitmiş, 'Rahatsızlık var' demiş. Ben bu görüşmenin içeriğini haber yaptım. Bize, 'Bu endişeler geldi, ben de ilettim' dedi. Ben de bu şekilde yazdım.''GAZETELERİN YAZI İŞLERİNE SAVCI ATAYALIM Taşkın'ın, ''Genç subaylar, her dönemde hükümetin icraatını beğenmiyor olabilir. Sizin tuttuğunuz notlarda, beğenmeyenlerin üst rütbeliler olduğu görülüyor. Genç subayların manşete çıkarılmasının amacı nedir?'' sorusuna da Balbay, ''O zaman, bütün gazetelerin yazı işlerine bir de savcı atayalım. Bir gazeteci doğru mu, değil mi diye habere bakar'' dedi.
Taşkın'ın, ''Engin Aydın'ı gazetenin avukatı olması nedeniyle tanıdığınızı söylüyorsunuz. Bunun dışında irtibatım yoktur diyorsunuz. Bu doğru mu'' sorusuna Balbay, ''Hukukçudur. Adalet Bakanlığı baş danışmanlığı yapmıştır. Siyasete girmiştir'' yanıtını verdi.
DARBE GÜNLÜKLERİNİ NİÇİN YAYINLAMADINIZ? Balbay, Cumhuriyet Savcısı Mehmet Ali Pekgüzel'in, ''Özden Örnek'in darbe günlüklerinin, Nokta dergisinde yayınlanmadan önce size geldiğini söylediniz. Siz neden yayınlamadınız?'' demesi üzerine Balbay, içeriğini tartıştıklarını ve doğrulatamayınca yazmamaya karar verdiklerini söyledi.
Pekgüzel'in, ''Darbe günlüklerini yayınlamak sizce önemli bir haber değil midir?'' sorusuna da Balbay, ''O zaman burada oturup gazeteciliği tartışalım. Doğrulatamadım. Doğrulatamıyorsanız, siz hedef olursunuz. Biz bu konuya girmek istemedik'' dedi.
Balbay, Pekgüzel'in, ''Ayışığı darbe planından ne zaman haberiniz oldu?'' şeklindeki soruya, medyadan haberdar olduğunu söyledi.
Pekgüzel'in, ''Bu darbe çalışmalarının içinde bizzat yer aldınız mı?'' sorusuna da Balbay, ''Ne böyle bir niyetim ne de böyle bir girişimi duymuşluğum vardır'' yanıtını verdi.
MAHKEME BAŞKANIYLA DAVANIN ÖZÜ TARTIŞMASI Bu sırada, Mahkeme Heyeti Başkanı Köksal Şengün, Pekgüzel'e dönerek, ''Bu darbe girişimiyle ile ilgili bir tahkikat bildiğim kadarıyla yok. Var mı?'' dedi.
Pekgüzel de ''Davanın özü bu. İkinci davanın özü, Ayışığı, Yakamoz ve Eldiven'' diye cevap verdi.
İYİ Kİ ESKİ DEFTERLERİM ELE GEÇMEDİ Mustafa Balbay, notlarında Ahmet Nejdet Sezer'in ''Ahmet Abi'', Orgeneral İlker Başbuğ'un ''İlker Abi'', İlhan Selçuk'un ''İlhan'' diye geçtiğinin burada söylenmesinden dolayı utandığını ifade ederek, ''İyi ki eski defterlerim ele geçirilmedi. Onlarda da Mesut Yılmaz 'Efe', Tansu Çiller 'Teyze', Süleyman Demirel 'Baba' ve Erdal İnönü 'Hint horozu' olarak geçiyordu'' dedi.
ALBAY CENGİZ KÖYLÜ KARARGAHEVLERİ ŞÜPHELİSİ Hava Kuvvetleri Komutanlığı Askeri Savcılığından ikinci ''Ergenekon'' davasının görüldüğü mahkemeye gönderilen yazıda, davanın tutuklu sanıklarından Albay Cengiz Köylü'nün, İP/Karargah Evleri konulu belgenin içeriği ve sızdırılmasıyla ilgili yürütülen soruşturmada, ''şüpheli'' olarak yer aldığı bildirildi.
İstanbul 13. Ağır Ceza Mahkemesince, Cengiz Köylü'nün talebi doğrultusunda ''İP/Karargah Evleri'' konusunda herhangi bir duyum haber, bilgi ve soruşturma olup olmadığının, varsa bu sanıkla ilgisinin sorulması ve buna ilişkin belgelerin celbi için Hava Kuvvetleri Komutanlığı Askeri Savcılığına ve MİT Müsteşarlığına yazılan yazılara cevap verildi.
Hava Kuvvetleri Komutanlığı Askeri Savcılığından gelen yazıda, İP/Karargah Evleri konulu belgenin içeriği ve sızdırılması olayına ilişkin soruşturmanın 2009/45 esas sayılı dosya üzerinden yürütüldüğü ifade edilerek, Cengiz Köylü'nün de belge içeriğinde isminin bulunması sebebiyle, bu soruşturmada ''şüpheli'' olduğu kaydedildi.
MİT ACİL OLARAK HABERDAR ETTİ MİT Müsteşarlığından gelen 2 ayrı yazıda da ''İP/Karargah Evleri'ne ilişkin konuların, muhtelif ham bilgilerin ön incelemesi sonucunda hazırlandığı belirtilerek, muvazzaf asker şahıslar hakkında önemli iddiaları da içeren bilgilerin, teyidi beklenmeksizin ''haftalık arz'' çerçevesinde 29 Mart 2007 tarihinde Genelkurmay Başkanı'na, hassasiyeti nedeniyle de 30 Mart 2007 tarihinde Başbakan'a MİT Müsteşarı tarafından elden verildiği'' bildirildi.
İstanbul Sefaköy'den 7 Haziran 2007'de posta kanalıyla MİT Müsteşarlığına gönderilen belgelerin içeriğinde de İP/Karargah Evleri konulu ''çok gizli'' gizlilik dereceli, 5 sayfalık bilgi notunun bir suretinin de bulunduğu ihbar mektubu ve ekinde DVD'nin yer aldığı dile getirilen yazıda, bunların da ''haftalık arz'' çerçevesinde 21 Haziran 2007'de Başbakan'a, 22 Haziran 2007'de de Genelkurmay Başkanı'na intikal ettirildiği vurgulandı.
Albay Cengiz Köylü'nün askeri personel olması nedeniyle Silahlı Kuvvetler İstihbarata Karşı Koyma, Koruyucu Güvenlik ve İş Birliği Yönergesi çerçevesinde, bu kişinin faaliyetleri hakkında detaylandırıcı bir çalışma yapılmadığı kaydedildi.
İP/Karargah Evleri'nin iddia olunan diğer örgütlerle bağlantısı konusunda MİT'te bilgi bulunmadığına dikkat çekilen yazıda, büyük ölçüde muvazzaf asker şahıslarla ilgili iddiaları içermesi, ayrıca bu dönemde Silahlı Kuvvetler İstihbarata Karşı Koyma, Koruyucu Güvenlik ve İş Birliği Yönergesi çerçevesinde konu hakkında ilgili makam tarafından geriye dönük araştırma talebinde bulunulmaması nedeniyle, detaylandırıcı bir çalışma yapılmadığına işaret edildi.
SAÇAN: ''TUNCAY GÜNEY'E 2001 YILINDA İŞKENCE YAPTIĞIM İDDİASIYLA HAKKIMDA SORUŞTURMA AÇILMIŞ'' Tutuklu sanık Saçan, savunması alınacak sanıklar arasında 5. sırada olduğunu belirterek, savunma vermesi için 1 ay daha beklemesi gerektiğini söyledi.
Tuncay Güney ve arkadaşlarına 8 yıl önce yaptığı operasyon nedeniyle bu davada sanık olarak yer aldığını ifade eden Saçan, ''Darbeyi yapabilme kabiliyetine sahip insanlar serbest, ama emlakçı, muslukçu içeride. Savcıların ithamına göre tutukluyuz. Savunmamı almadan bırakmıyorsunuz. Niye hukuk okuduğuma şaşırdım sayenizde. Böyle bir hukuk yok başkanım. Burada kesintisiz duruşma yapılıyor, ama 2 tane sanığın sorgusu tamamlanamadı'' diye konuştu.
Albay Dursun Çiçek'i serbest bırakan yargıç hakkında yayınlar yapıldığını ifade eden Saçan, şöyle devam etti:
''Bizi bıraktığınızda da sizinle ilgili kaset koyacaklar ortaya. Bu bir şantajdır. Ben suçsuz olduğumu kanıtlayacak belgelere sahibim. Ben, devir değişip Fethullahçılar içeri girseydi, onlarla da içeri girecektim. Çünkü soruşturma izni aldım, Fethullahçı oldum. Savcılık soruşturmayı kapattı, ben Ergenekoncu oldum. Aynı durum sizin başınıza da gelecek. Devlet memurluğu görevini nasıl yaptığınızın acısını yaşayacaksınız. Ben bunu yaşıyorum.''''Ergenekon iddianamelerini yazanların savcılar olmadığını'' öne süren Saçan, ''bu iddianameyi kendisinin yanında çalışan 3-5 tane polisin yazdığını, onların kullandığı yöntemi bildiğini'' savundu.
''Tuncay Güney'e 2001 yılında işkence yaptığım iddiasıyla hakkımda soruşturma açılmış. 8 yıl geçmiş, günaydın'' diyen Saçan, Güney'in beyanlarına ilişkin soruşturmayı kapattığının ileri sürüldüğünü anlattı. Saçan, ''Ne yapsaydım, Hüseyin Kıvrıkoğlu'nu mu alsaydım, Genelkurmay Başkanı'nı mı alsaydım'' dedi. Görevi nedeniyle yaptığı çalışmalarından dolayı yargılandığını savunan Saçan, ''Biz size hizmet ettik yıllarca'' diye konuştu. Başkan Köksal Şengün'ün ''Bana değil, devlete hizmet ettiniz'' demesi üzerine de Saçan, mahkemeyi kastettiğini bildirdi.
''2 MUSTAFA HAKKIMDAN GELECEK'' Tutuklu sanık Mustafa Levent Göktaş da hakkındaki tek kanıtın 51 numaralı DVD olduğunu ifade ederek, bu DVD'nin de çatlak olduğunu, üzerinde hiçbir parmak izi bulunmadığını, DVD'nin dökümlerinin yeniden alınarak karşılaştırılmasını istedi.
Tutuklu sanık gazeteci Tuncay Özkan ise sözlerine 24 Kasım Öğretmenler Günü'nü kutlayarak başladı.
Özkan, Mustafa Balbay ile birbirlerini sonuna dek eleştirdiklerini ifade ederek, Mustafa Özbek ile de 2 dakikalık bile görüşmesi olmadığını ve hiç biraraya gelmediklerini söyledi.
İddianamenin 4'te 3'ünün, Kanaltürk'ü satmasından sonra kendisiyle ilgili telefon görüşmeleri olduğunu belirten Özkan, ''2 Mustafa, beni köşe başında yakalayıp hakkımdan gelecek'' diye düşündüğünü anlattı.
''Aramızda bu kadar çelişki varsa, aynı örgüte nasıl getirip koydunuz bizi?'' diyen Özkan, Balbay'a darbe çalışmalarında bulunup bulunmadığının sorulduğunu ifade ederek, ''Kim yapmış bu darbeyi, hangi zümre yapmış? Sayın savcılar açıklasın'' dedi.
''DARBE TEŞEBBÜSÜ VARSA ONLAR YARGILANSIN'' Tutuklu sanık Birol Başaran da, ''Ön tarafta Özden Örnek, Aytaç Yalman ve İbrahim Fırtına otursaydı, ben de 'hakikaten 2003-2004 yıllarındaki darbe teşebbüsü yargılanıyor' derdim. Bu insanların hiçbiri yok. Gazeteci, emlakçı yargılanıyor. Niye Özden Örnek'in ifadesi alınmadı. Ortada bir tuhaflık var. Darbe teşebbüsü varsa onlar yargılansın. Biri, 'Örnek'i, Yalman'ı şundan dolayı getiremiyoruz' desin'' diye konuştu.
Albay Mustafa Koç da kendisinden ele geçirilen hiçbir şey olmadığını ifade ederek, başkalarından ele geçirenlerle yargılandığını ileri sürdü.
Koç, ''Darbe teşebbüsünden yargılanacaksam yargılanayım, ama terör örgütü üyesi suçlamasıyla beni yargılamayın. Savunmayı almadan tahliye etmeyi bir kez daha gözden geçirmenizi talep ediyorum. Tutukluluğumun kaldırılmasını talep ediyorum. Akşam eve gittiğinizde çocuklarınızı gördüğünüzde bizi hatırlayın sayın başkanım'' dedi.
ALBAY KÖYLÜ: ''BÜTÜN RÜTBELERİME BİRİNCİLİKLE TERFİ ETTİM'' İstanbul 13. Ağır Ceza Mahkemesi'ndeki duruşmada söz alan Cengiz Köylü, Harp Akademileri'ne öğrenci yerleştirerek, ''örgütün ara yöneticisi olduğu iddiasıyla'' tutuklu yargılandığını söyledi.
Köylü, ''Üzerime Karargah Evleri diye atılan çirkin bir iftiranın doğruluğu teyit edilmeden Genelkurmay'a sunulmasının ardından yaklaşık 11 aydır tutukluyum'' dedi.
''Ergenekon'' ile ilgisi olmayan İP/Karargah Evleri bilgi notu nedeniyle askeri makamlar tarafından yapılan idari ve adli soruşturma sonucunda kendisi dahil 40 kişi hakkında hiçbir işlem yapılmadığını ifade eden Köylü, bunlar arasındaki 28 kişinin halen görevde olduğunu anlattı.
Bu kişilerden 4'ü ile aynı lojmanda oturduğunu ve aynı servisi kullandığını dile getiren Köylü, ''Yıllarca istihbarat dersinin hocalığını yaptım. Karargah Evleri ham bilgilerden oluşmaktadır. Ham haberin hiçbir değeri yoktur'' diye konuştu.
Karargah Evleri'nin basında yer almasının ardından Genelkurmay Başkanlığı'nın bu soruşturmanın ''Ergenekon'' ile ilgisi olmadığına ilişkin açıklama yaptığını aktaran Köylü, ''Hiçbir temel dayanağı olmayan, kaynağı bilinmeyen ham iftiralar, 15 yaşından beri bulunduğum Türk Silahlı Kuvvetleri'nin açıklamalarından daha mı önemlidir?'' diye sordu.
Köylü, 3 yıl önce Harp Akademileri'nde anabilim dalı başkanlığı yaptığını, Erol Manisalı'nın 15 yıldır Harp Akademileri'nde ders verdiğini, Manisalı ile derslerin olduğu günlere ait 2 telefon görüşmesi bulunduğunu, Manisalı ile hiç yüzyüze gelmediğini bildirdi.
Yaşamında İşçi Partili bir kişiyle tanışmadığını, Danıştay saldırısı, Cumhuriyet gazetesine bomba atılması ve cumhuriyet mitinglerinde görev nedeniyle ABD'de bulunduğunu aktaran Köylü, Karargah Evleri ile ilgili bilgi notunda belirtilen etkinlikler sırasında da ABD'de olduğunu kaydetti.
''ÜLKEMİ, BAYRAĞIMI SEVİYORUM'' Bu şemada hiç kimsenin birbirini tanımadığını, şemada ilk sırada yer alan İbrahim Arslan'ı tanıyan bir kişi olmadığını belirten Köylü, şemada lider dahil olmak üzere hiçbirinin tutuklanmadığını söyledi.
Şemanın Hava Harp Okulu bölümünde yer alan askeri öğrenci ve subayların hiçbirini tanımadığını vurgulayan Köylü, ''Terörist değilim. Hiçbir yasadışı oluşum içinde yer almadım. Ülkemi, bayrağımı seviyorum. Mesleki yaşamımda kusurum olmamıştır. Bütün rütbelerime birincilikle terfi ettim. Tam generallik sırasındayken böyle bir iftirayla karşı karşıyayım'' dedi.
Albay Dursun Çiçek'in serbest bırakılma gerekçelerini okuyan ve bu gerekçelerin hiçbirinin kendisine neden uymadığını öğrenmek istediğini belirten Köylü, yasa önünde eşitlik istediğini dile getirdi.
Tutuksuz sanık Yalçın Küçük de davanın Türk tarihinde önemli bir dava olduğunu ifade ederek, ''Bu davaya ne ad vereceğiz? 'Konuşmadım, görmedim davası' adını mı vereceğiz? Burası bir üniversite. Ben üniversiteye geliyorum. Acaba bir iddianamenin kaç yanlışını çıkartırsak, o iddianameyi çürütmüş oluruz? 50 yıldır yargılanan bir insan olarak, böyle bir iddianame görmedim. Ben hem Özden paşanın hem de Mustafa Balbay'ın günlüklerini okudum. Onlardan hiçbir şey çıkmaz'' diye konuştu.
Tutuklu sanık Mustafa Levent Göktaş'ın avukatı Hasan Gürbüz de 51 numaralı DVD'nin üzerinden hiçbir parmak izi çıkmadığını belirterek, cumhuriyet savcılarına ''Niçin delilleri karartıyorsunuz?'' diye sordu.
Gürbüz, DVD'nin kanıt olma niteliğini yitirdiğini savunarak, ''Bizzat soruşturmayı yürüten iddia makamı tarafından deliller karartılmıştır. Müvekkilimin tahliyesini talep ediyorum'' dedi.
Avukat Gürbüz, diğer müvekkilleri Mustafa Koç ile Cengiz Köylü'nün de tahliyelerini istedi.
ADLİ TIP'TAN İBRAHİM ŞAHİN'E CEAZEVİNDE YATABİLİR RAPORU Davanın görüldüğü İstanbul 13. Ağır Ceza Mahkemesi tarafından, İbrahim Şahin'in tutukluluğunun sürmesinde sağlık açısından sakınca bulunup bulunmadığı, tutuklu olmasının sağlık açısından hayati tehlike oluşturup oluşturmadığına ilişkin Adli Tıp Kurumu'na yazılan yazıya yanıt verildi.
Adli Tıp Kurumu 3. Adli Tıp İhtisas Kurulu'nca ortopedi ve travmatoloji, genel cerrahi, nöroloji, ruh sağlığı ve hastalıkları ile 2 adli tıp uzmanınca hazırlanan 9 sayfalık raporda, Şahin hakkında daha önceden alınan raporlara yer verilerek, değerlendirmede bulunuldu.
Buna göre, Şişli Etfal Eğitim ve Araştırma Hastanesi'nce 27 Mart 2009'da verilen raporda, nöropsikolojik testlerle Şahin'in belirlenen uzak ve yakın bellek kaybının halen sürdüğü, bellek açısından yıllık olarak yeniden muayene edilmesi gerektiği kaydedildi.
Bu raporda, hastanın yönelimi, genel bilgisi, yer ve zaman oryantasyonunun kısmen bozuk olduğu, mevsimi ve ayın kaçı olduğunu bilemediği ifade edilerek, dikkati odaklayabilme ve sürdürebilmenin bozuk, öğrenme puanının çok düşük olduğu, tanımada sorunlar bulunduğu ve yüz tanımada bozukluklar olduğuna işaret edildi.
''SÜREKLİ HASTALIK'' Raporda, görsel hatırlatma testlerinde de hastanın idrak, dikkat ve tesbit belleğinin ileri düzeyde bozulduğunun belirlendiği ifade edildi.
Yine aynı hastaneden 10 Nisan 2009 tarihinde verilen raporda da test sonuçlarının hastanın bellek kusuru olduğunu gösterdiği, ''demans'' değerlendirmesi için gerekli olan yürütücü işlevlerle ilgili yapılan ikili benzerlikler, atasözü yorumlama ve saat çizme testlerinde soyutlama becerilerinde ve dikkat sürdürmesinde bozulma olduğu anlatıldı.
Hastadaki soyutlama ve dikkat bozukluğunun ''demans'' olarak tanımlanabileceğine işaret edilen raporda, hastanın mevcut durumlarının ''sürekli hastalık'' kapsamında değerlendirilebileceği belirtildi.
Raporda, saat çizme testinde rakamları yerleştirmede tereddüt yaşadığı belirlenen hastanın, daha sonra kısmen doğru biçimde yerleştirdiği, planlama becerisinde nispeten zayıflıklar izlendiği, sayıları karışık bir biçimde sıraladığı dile getirildi.
3. ADLİ TIP İHTİSAS KURULU RAPORU Adli Tıp Kurumu 3. Adli Tıp İhtisas Kurulu'nca 15 Temmuz 2009'da yapılan muayenesinde, Şahin'e başındaki cihaz sorulunca, ''Kulak yerine geçiyor. Tek tek yakın konuşulunca anlıyorum'' dediği belirtildi.
Raporda, Şahin'in ''cezaevinde olduğunu, buraya nereden geldiğini, ne kadardır burada olduğunu bilmediği, hakkındaki suçlamayı savcıdan duyduğunu söylediği, 9-10 yıl önce Adli Tıp'a geldiğini ifade ettiği, ''halen 2008'deyiz'' dediği, ay sorulunca ''yazdayız, haziran, temmuz, haziran sonu, bugün çarşamba olduğunu çocuklarımın ziyaretinden biliyorum'' dediği kaydedildi.
Şahin'in, ''Pil istiyorum, pil sahte. 4-5 saatte bitiyor. 1 hafta gitmesi lazım. Ben yalnız kalıyorum. Aleti çıkarıyorum, pil çok gidiyor'' dediği belirtilen raporda, Şahin'in yürüme ve denge bozukluğundan yakındığı, unutkanlık yakınması olduğunu ve sorulan soruları yazdığını söylediği ifade edildi.
Raporda, Şahin'in, değme alanını genişleterek yürüdüğü, hafif düzeyde dizartri, iki taraflı dismetri olduğu, düşüncelerini toparlama, ifadede yetersizlik, kognisyonda yetersizlik, yakın bellek bozukluğuyla kendisini gösteren travma sonrası kognitif yetersizlik, serebellar sendrom belirlendiği vurgulandı.
Nöropsikolojik değerlendirmede ise algı, dikkat ve tespit belleği işlevlerinin çok zayıf olduğunun görüldüğüne işaret edilen raporda, Şahin'in, yaptığı çizimlerde köşeleme ve birleştirmede güçlük ile basitleştirme gibi bulguların dikkat çektiği belirtildi.
Raporda sonuç olarak, Şahin'in halen cezaevi koşullarında hayati tehlike oluşturacak tıbbi bulgularının olmadığına oybirliğiyle karar verildiği kaydedildi.
İBRAHİM ŞAHİN ADLİ TIP KURUMUNA SEVK EDİLDİ İkinci ''Ergenekon'' davasının tutuklu sanıklarından İbrahim Şahin'in, Adli Tıp Kurumu'na sevkedilerek, mevcut hastalığının suç tarihinde ve halen TCK'nın 32. maddesi kapsamında cezai ehliyetini etkileyip etkilemediği hususunda ön rapor alınmasına karar verildi.
İstanbul 13. Ağır Ceza Mahkemesi'ndeki duruşmada, mahkeme heyetince alınan kararlar, üye yargıç Sedat Sami Haşıloğlu tarafından açıklandı.
PARMAK İZİ ARAMAK DVD'Yİ BOZAR Buna göre heyet, tutuklu sanık Mustafa Levent Göktaş'a ait olduğu ileri sürülen 51 nolu DVD ile ilgili parmak izi raporunda, üzerlerinde parmak izi incelemesi yapılmasının CD ve DVD'lere zarar verebileceği belirtildiğinden, CD ve DVD'lerin kanıt niteliğinin kaybolmaması için, parmak izi incelemesi yapılması yönünde daha önce alınan ara kararlardan vazgeçilmesine hükmetti.
TUTUKLU SANIKLARDAN 5'İ TAHLİYE EDİLDİ İstanbul 13. Ağır Ceza Mahkemesi'ndeki duruşmada, verilen aranın ardından mahkeme heyetinin aldığı kararlar, üye yargıç Sedat Sami Haşıloğlu tarafından açıklandı.
Buna göre heyet, dosya kapsamı ve suç niteliğinin değişme olasılığını dikkate alarak, tutuklu sanıklardan Teğmen Onur Özdemir, Jandarma Astsubaylar İlhan Bulayır ve Murat Eke, polis memurları Kemalettin Balcı ile Bülent Güngördü'nün tahliyelerine karar verdi.
Mahkeme heyeti, duruşmayı 14 Aralık Pazartesi günü saat 09.30'a erteledi.
Tutuklu sanık emekli Tuğgeneral Levent Ersöz'ün avukatı Ali Rıza Dizdar'a müvekkiliyle ilgili Adli Tıp Kurumu'na yazılacak yazıların elden takibi konusunda yetki verilmesini kararlaştıran heyet, yalnızca duruşma salonunun bulunduğu binadaki baro odasında kullanılmak üzere kablolu internet bağlantısının, ücreti baro tarafından karşılanmak kaydıyla cezaevi yönetimince kurulmasının sağlanmasına karar verdi.
Heyet, tutuklu sanık İbrahim Şahin'in avukatlarının isteğini kabul ederek, Şahin'in, Ceza Muhakemesi Yasası'nın 74. maddesi doğrultusunda Adli Tip Kurumu'na sevki yapılarak, mevcut hastalığının, suç tarihinde ve halen TCK'nın 32. maddesi kapsamında cezai ehliyetini etkileyip etkilemediği hususunda ön rapor alınmasını kararlaştırdı.
Tutuklu sanıklar Emcet Olcayto, İbrahim Özcan ve Durmuş Ali Özoğlu'nun, bugünkü oturumda iddia makamı ve mahkeme heyetine karşı sarfettikleri sözlerle ilgili gereğinin yapılması için Silivri Cumhuriyet Başsavcılığı'na suç duyurusunda bulunulmasını kararlaştıran heyet, sanıkların telefon görüşmeleriyle ilgili soruşturma aşamasında Telekomünikasyon İletişim Başkanlığı'ndan istenen tüm telefon dökümleri ve ses kayıtlarını içeren CD'lerin Beşiktaş'taki İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığından istenmesine hükmetti.
İkinci ''Ergenekon'' davasında, bugünkü 5 tahliyenin ardından tutuklu 48 sanık kaldı. (A.A)
Tüm yorumlar(6)
Misafir
26/11/2009 21:09:32
fetullahçılar her yere sızmış. adamlar çoktan memleketin kalelerine yerleşmiş. gençliğe hitabenin zamanı gelmiş.
YARGININ SİYASALLEŞMESİ HAKKINDA HUKUK FAKÜLTELERİNDE VERİLEK DERSLER İÇİN EN GÜZEL ÖRNEK ERGENEKON DAVASI OLMALI BENCE. BU ÜLKENİN AYDINLARI MEVCUT İKTİDARI VE ONUN PERDE ARKADINDAKİ AKIL HOCALARI FETULLAH GÜLEN İ ELEŞTİRDİKLERİ İ...