Anasayfam YapAnasayfam Yap






22:23 TSI

ARA










Vizyonda yedi yeni film...



25.09.2008 - 18:16
arkadaşına gönder
DIGG
FACEBOOK
DEL.ICO.US

Vizyonda yedi film var.  Hellboy II – Altın Ordu, Hellboy’un dışında ilgilendiği ve ortalıkta dolaşan pek çok aksiyon filminden pek bir farkı kalmadığı için eğik bir grafik çiziyor. Avanak Kuzenler, avanak olmanın denklemini üç salak üzerinden kuran sulu sepken bir komedi… Babil M.S. bir ajan geldi, her şey değişti modunda bir aksiyon… Süper Ajan K 9 da salaklık ve avanaklık üzerine başka bir güzelleme! Orijinal Cinayetler De Niro ve Pacino yaşlanmamış, hala bunlarda iş var diyenler tarafından izlenebilir… Wall –E çevreci robotların dünyayı sevimli ve insani duygularla kurtarışını konu ediniyor… Çok sevimliler… Pardon! Seni Seviyorum ise romanla başlayıp bir fenomene dönüşen bir aşkın sınırları aşan öyküsü…  İyi seyirler…




Video için tıklayın

Video için tıklayın

Video için tıklayın

Video için tıklayın

Video için tıklayın


  İlgili Haberler

  Diğer Haberler
'Felekten Bir Gece'nin faturası ...
Dost musun düşman mı?


Hazırlayan: Banu BOZDEMİR

Avanak Kuzenler

Sinemada türler olmasına karşı değilim ama komedinin bazı türlerine karşıyım. Recep İvedik çıktı, tamam dedik… Şimdi yine aynı yapım şirketinden ‘Avanak Kuzenler’ geldi… Eskiden Kemal Sunal vardı, avanak da oldu, salak da… O dönem bir komedi çetesi vardı ama adamlar ciddi ciddi bu işin hakkını veriyorlardı. Sonra aradan yıllar geçti, komedi bir süre durdu. Aslında ülke de sinema üretimi bir anda durdu… Şimdi ise komedi insanları sinemaya çeken yolun başında geliyor. Avanak Kuzenler üç tane adamın türlü abuk hallerini ortaya döküyor. Tankut, Serkan ve Neco oradan oraya savrularak hayatın içinde yol alırken karşılarına Melike çıkıyor… Yani anlayacağınız üç avanak bir de güzel bir kızla ancak sulu komedi olur…

Hellboy II – Altın Ordu / Hellboy II – The Golden Army

Adolf Hitler'in mistik konulara olan merakı birçok kitap ve filme konu oldu. Hellboy, Nazilerin bu deneyleri esnasında istemeden dünyaya getirdikleri, aynı isimle anılan bir cehennem zebanisinin maceralarını konu alıyor. Gücü ve zekasının yanı sıra, dünyevi zaafları ve insancıl bir karakteri de olan küçük Hellboy, büyürken kötülüğün değil, iyiliğin tarafında olmayı seçiyor ve nihayetinde paranormal konulara yatkın bir dedektif olarak olağanüstü serüvenler yaşıyor. Kendisini Nazilerle işbirliği yapan kara büyücü Rasputin'in elinden kurtaran ekibin başı Profesör Broom tarafından yetiştirilen Hellboy, ateşe hükmeden Liz Sherman ve telepat Abe Sapien ile birlikte kötülükle savaşan sıra dışı bir takımın parçası.
Hellboy, Amerikalı çizgi romancı Mike Mignola'nın, sıradan süper kahraman öykülerinden sıkıldığı 90'lı yıllarda, kendi başına yarattığı derin ve marjinal bir çizgi roman serisinden uyarlandı. Hellboy, sadece konusuyla değil, Mignola'nın kendine has stilize çizimleriyle de ünlü olmuş, sadece ABD'de değil Avrupa'da da beğeniyle kucaklanmış bir çizgi roman serisi. Bu kez beyazperdede, üstelik yönetmen Guillermo del Toro'nun yetenekli ellerinde, en az çizgi romanları kadar müthiş bir eğlence sunmuştu. Toro’nun iki Hellboy arasına sıkıştırdığı Pan’ın Labirenti ise her şeyiyle tam bir seyirlikti… Hellboy Altın Ordu, Hellboy’un dışında her şeyle ilgilendiği ve ortalıkta dolaşan aksiyon filmlerinden pek bir farkı kalmadığı için daha eğik bir grafik çiziyor bana göre…

Babil M.S.  / Babylon A.D.

Mathieu Kassovitz filmografisi ilginçliklerle dolu bir yönetmen… 1995 yılında çektiği La Haine ile birdenbire ilgi odağı olan ve hemen herkesin ilgi odağı olan yönetmen, daha sonra sıkı bir Katolik olmasının getirdiği bakış açısıyla filmler çekmeye devam etti. Kızıl Nehirler Ve Gothika sorgulanması gereken birçok soru işareti barındırıyordu içinde… Amelie’de bir  aşk oyunun içine çekilmiş sevimli genç bir adamdı… Son filmi Babil M.S. Maurice Georges Dantec'in 99 yılında yayınlanan ‘Babylon Babies’ isimli romanından uyarlanan filmin başrolünde aksiyon filmlerinde görmeye alışkın olduğumuz Vin Diesel var. Film Chidren Of Man havasında, yine dünyanın felaket senaryolarının eşliğinde ilerliyor… Dünyanın birbirine girdiği kaotik ortamlarından birinde, klonlamanın insan doğurmanın ötesine geçtiği bir zaman diliminde bakire Meryem modelinde bir kız koruma altına alınır… İki tarafın çıkarlarının ortasında kalan kız için her şey farklıdır, koruması gereken bir hayat vardır…

Süper Ajan K9

Bundan birkaç hafta önce vizyona giren Akıllı Ol / Get Smart, ajan dünyasına komik ve sakar bir bakış ayan filmlerden biriydi. Ajan filmlerinin dünya sinemasındaki örneklerini saymakla bitiremeyiz… Ajan dünyası başka bir alemdir, karizması fazla fazladır… Gelelim bizim ajan filmimiz olan Süper Ajan K9’a… Aslında bazı filmler için bir şey bilmeye gerek yoktur. O filmler kendilerini bir çırpıda belli ederler. Gelelim konuya; Uluslararası terörist Deşifre, tüm dünyadan terör örgütlerinin paralarını işletiyordur. Deşifre bir gün Pentagon’dan bir virüs çalar ve üzerinde çalıştığı kimyasal silah kullanıma hazır hale gelir. Planını Türkiye’de toplanan NATO zirvesinde, virüsü su şişelerinin içine enjekte ederek gerçekleştirir. İnsanların başkalaşmasına sebep olan virüsle delegelerin kimi kadına, kimi ağaca vb. dönüşür. Olayı çözmek için görevlendirilenlerse başarılı olduğu kadar sakar da olan ajan K9 ve güzel ve seksi ortağı ajan Ayşe Kosovalı'dır. Anlatım süper öyle değil mi, ama izlediğinizde neler hissedeceğinizi size bırakıyorum…

Orijinal Cinayetler / Righteous Kill

İki usta sinemacıyı yan yana, hatta birbirlerinin arkasını kollar vaziyette izlemek herkese nasip olmaz… En son beraber oynadıkları ve aralarının bozulduğu söylenen Heat filminden sonra ilk defa birlikteler usta oyuncular… Yaşlılık ikisini de etkisine almış durumda… Ama Pacino daha da etkisi altında… Ama yine de çok iyiler iki eski toprak… İyi ajan kötü ajan olarak karşımıza çıkan ve bu ajanlık oyununun şiddetini arttırarak  devam eden filmden galip çıkan bizler mi yoksa oyuncular mıyız onu bilemiyoruz… Kırgınlıkları bir kenara atıp atmadıklarını bilemeyiz ama Orijinal Cinayetler iki oyuncu açısından epey orijinal olmuş…

Vol.İ / Wall – E

Wall-E’yi izleyince inanılmaz heyecanlandığımı itiraf etmeliyim. Bunun birkaç sebebi var tabii. İlki sıcak ve her yaştan izleyiciye hitap eden bir animasyon olması. İkincisi çevreci olması. Üçüncüsü de ‘Çevremi Seviyorum’ temalı çocuk kitaplarımla arasında duygusal bir bağ kurmam. Çünkü çok benzeşiyorlar duygu olarak. Ufak bir umudun, dünyayı kurtarmak için yeterli olduğunun peşinden gidiyor Wall-E de…
Mantık olarak film çok doğru bir yerden başlıyor. Felaket senaryolarının temeli, dünyanın yaşanılamaz bir yer olmasından kaynaklı zaten. Gri bir yaşamın içinden, yalnızlığa ve boşluğa uzanıyor kamera. Tam o sırada gıcır gıcır bir ses duyuluyor. Eskimiş bir robot, insanlardan arta kalanlardan büyük, bastırılmış bir dağ yığını yaratıyor. Arada eline gelen eski şeyleri de çerci dükkanında biriktiriyor. İnsanlar ortalıkta görünmüyor. Bir süre robotu izliyoruz, hatta uzun bir süre… Küçük robot Wall-E insanlık değerlerine sahip çıkan küçük çocukları andırıyor adeta. Sonra küçük, modern ve bir o kadar da duygusal Eve çıkıp geliyor galaksinin bir yerlerinden… Wall-E sonunda kendisine eşlik eden yavru hamamböceğinin dışında birisiyle karşılaşmanın heyecanı sonuna kadar yaşıyor. Yani aşık oluyor… Uzaya yerleşen insanların, dünyada hayat olup olmadığını sınamak için gönderdikleri robotlardan birisi Eve… Ve sonuç mucize. Eski bir ayakkabının içinde filizlenen bir bitki… Her şeye tekrar başlamak için çok yeterli…

Pardon! Seni Seviyorum / Sorry! If I Love You

Scusa Ma Ti Chiamo Amore'nin muhteşem başarısı,Moccia Fenomeni'nin son olayı. Bu fenomen, 90'ların başında, Moccia'nın ilk romanı, küçük bir yayınevi tarafından sınırlı sayıda basılarak sessiz sedasız yayınlanıp, fotokopisi çekilerek yayıldığında başlamıştı.
Ta ki, kitabı Feltrinelli'nin tekrar yayınladığı ve 1,5 milyonluk satış yaptığı 2004 yılına kadar.
Aynı yıl, kitabın filmi de gösterime girdi ve Moccia'nın kahramanı bütün genç kızların
idolü haline geldi, film gişede büyük başarı elde etti. Film ikinci baharını DVD ve televizyonla yaşadı.Moccia'nın ikinci romanı 1.100.000 adet satıldı ve filmi yeniden salonları doldurdu.Artık ünlü biri olan Moccia üçüncü romanı Scusa Ma Ti Chiamo Amore'yi bizzat duyurdu.Geçtiğimiz yıl Rizzoli tarafından yayınlanan roman hemen çok satanlar arasına girdi.
Kitaptan uyarlanan film, daha ilk hafta sonu gişede zafer kazandı ve rekora gidiyor.


 





Tüm yorumlar