Türkiye'de az sayıda bulunan korku sineması örneklerinden Dabbe'nin yönetmeni Hasan Karacadağ ile vizyona girecek yeni filmi Semum üzerine konuştuk... - G: Hasan Bey merhaba. Türkiye’de korku türünde film çeken genç yönetmenlerimizdensiniz. Bize sinema geçmişinizden biraz bahseder misiniz?
- H:11 yıl önce Japonya’ya Genetik Tıp okumaya gitmiştim,sinemayla zaten ilgileniyordum ama Japonya’da bu ilgim daha çok meraka ve sonrasında mesleğe dönüştü.Japon mistik ve korku sinemasından etkilendim,ilk üç kısa filmim JVC Tokyo Video Festivalinde altın ödül kazandı,sonrasında profesyonelliğe adım attım,Hummadruz isimli çalışmam İstanbul Film festivalinde gösterildi,ardından D@bbe isimli bir korku filmi yaptım.Bu yıl da Semum var…
- G: Türkiye’de korku sinemasına karşı ilgi nasıl?
- H:Orta seviyede..Zira teknik alt yapısı iyi olan bir filmin maliyeti aşağı yukarı 1 milyon doları buluyor.Yani 500 bin seyirci filminize gelmezse zarardasınız demektir. Dolayısıyla yapımcılar haklı olarak cesaret edip korku filmi çekemiyorlar.Sanıldığı gibi korku sineması ticari yönü garantili olan bir tür değil Türkiyede…Aksine en çok risk barındıran türlerden biri.Ben birinci filmden tüm kazandığımı artı birikimlerimi Semum için riske soktum.Hiçbir zaman yapımcılıktan zevk alamadım,aslında sadece yönetmenlik ve senaristlik benim işim ama anlattığım sebeplerden filmin finansını da kendim yapmak zorundayım.Demek istediğim eğer bir tür için risk büyükse ilgi orta hatta az bile diyebiliriz.
- G: Sadece Türk Sineması’nda değil Türk tiyatrosunda da korku türü eksikliği var. Ancak folklorümüzde bir dudağı yerde bir dudağı gökte karakterler mevcut. Bugüne gelene kadar korku türünün ortadan yok olduğu bir kırılma dönemi mevcut. Bunu neye bağlıyorsunuz?
- H:Korku toplumun hissiyatlarıyla paralel gelişen bir olgudur…Örneğin Amerikada daha çok psycho-gerilim tarzı korku filmleri başarılı olmuştur.Ve bu tür filmlere daha çok ilgi vardır.Sebebi, Amerikan toplumunda gerçekten seri katiller,değişik suç türleri,tehlikeli ve şok edici cinayet,işkence vs olayları çok fazla görünmektedir.Dolayısıyla bu meseleler toplumun bilinçaltında bir resim oluşturmakta ve sinema da bu resimleri alarak görüntüye çevirmektedir.Neticede de Amerikan sinemasında SAW tarzı, HOSTEL tarzı tamamen şiddet ve kana sığınmış korku filmleri çıkmaktadır.Bir başka örnek de Japonya’dan;kendine özgü,gerçekten farklı kapitalist bir ekonomi biçimi olan Japonya’da halkın genel profili birbirine çok yakındır.Yani ortalama her Japon birbirine benzer.Japonlar’da ölüm ötesi hayat ve insanlardan farklı varlıklara inanmak aslında DİN’in gerektirdiği bir şey değil KÜLTÜR’ün var ettiği bir durumdur.Bu da herkesin rahatlıkla mistik olan olgulara inanabilmesini veya mistik konularla ilgilenebilmesini sağlıyor.Demek istediğim,İşin içine din girseydi Japon korku sineması da gelişemezdi.Merkeze Kültürü alan Japon mistizmi, hem sinemada hem de anime dediğimiz,çizgi animasyon dünyasında çok özgün işler var etmiştir.Gelelim Türkiye’ye…ben Türkiye’de sadece kültürel veya sadece dinsel olguların bir ‘tür’ sinemasına hizmet edebileceğine inanmıyorum.Sinema açısından,Treni kaçırmak üzere olan bir ülke olarak hem kültürel hem teknik hem de dinsel olarak fikirlerimizi geliştirmek ve korku sinemasına öyle bir alt yapı hazırlamak zorundayız ki,bulacağımız bu yeni korku türü;Tüm dünyada ilgi görsün…Bu konu biraz karışık,belki başka zaman daha fazla açılabilir.Örneğin ben ‘Semum’ filminde bunu yapmaya çalıştım…İçerik olarak bizim kültürümüz ve dinsel gerçeklerimiz,teknik olarak da daha fazla batı sineması gibi bir formülle hem ulusal hem de uluslar arası alanda anlaşılabilecek bir korku türü arayışına gittim…Yeni filmimdeki Exorcist kırpıntıları tamamen uluslar arası kaygıdan ötürü var olmuştur.
Semum filminden bir sahne...
- G: Şu an İslami motiflerin ön plana çıktığı korku filmleri izliyoruz sinemamızda. Bunun günümüz Türkiye gidişhattı ile bir ilgisi olduğunu düşünüyor musunuz? Gotik edebiyat Aydınlanlanma hareketinin bir getirisi denir bildiğiniz üzere, bizde korku türünün bir anda geri dönüşünde sokakta olup bitenin etkisini nasıl görüyorsunuz?
- H:İslam toplumlarında din,kültürün ayrılamaz bir parçasıdır.Kültür de dinin…Cumhuriyetle birlikte daha çok arap kültürünün etkisinde olan dini bakış açımız, biraz da yerelliğe kayarak kendi özünden birtakım doneleri de dinin içerisine yerleştirmiştir.Türk kültürü en az İslam kültürü kadar eski ve derindir.Osmanlı Devleti’nin dünya kültürüne çok ciddi etkileri vardır.Bu kadar zengin bir kültürel alt yapısı olan millet azdır.her dinden ve çok çeşitli ırklardan kültürler anadoluda eşi benzeri görülmemiş bir senteze uğramış(olumlu anlamda) ve ortaya gerçekten derin bir kültür çıkmıştır.Ben tabi ki bu kültürün daha çok mistik boyutuyla ilgilenmekteyim.Korku sinemamızın gidişatının toplumun gidişatıyla kanaatimce çook az ilgisi vardır.Toplumuzun bakış açısı nereye giderse gitsin,eğer bu ülkede dünyaya sunabilecek özgün bir korku türü var etmek istiyorsak,içerisinde muhakkak islami motifler olmalıdır.Bu bir ihtiyaç değil, gerekliliktir.Zaten Türk-islam motifleriyle var edilebilecek bir korku türünün Türkiye’ye has olabileceğini ilk defa ben ‘D@bbe’ filmiyle ortaya atmış oldum.Ardından gelen korku denemeleri de aynı şeyi yapmaya çalıştılar.Bu güzel bir şey…Şu anda Semum filmiyle ben bu teorimi daha sağlam zeminlere oturttum…Yani toplumun gidişatı asla beni yönlendiren bir şey olmadı,aksine sinema toplumu yönlendirmeyi başaramazsa o zaman eksik birşeyler var demektir….
- G: Bir süre sonra bu İslami motif kullanımının başka bir yöne doğru değişim göstereceğini düşünüyor musunuz?
- H:Asla….Sinema’nın ilk hedefi sadece sinemaya hizmet etmek olmalıdır.elbette bir film sizin düşünce,inanç ve ideallerinizi yansıtabilir,aksi takdirde o film izleyicinin belleğinde boş fotoğraf karelerine dönüşür, ama bana göre sinema asla ama asla SİYASET’e alet olmamalıdır…
- G: Filmlerinizde Japon sineması etkileri göze çarpıyor. Japon izleyici ile Türk izleyicinin benzer sinema zevkleri var mıdır?
- H:İlk filmim D@bbe’yi Japon sineması için yapmıştım.Bir çok Japon filminin ve animesinin etkisi vardı.Bu zaten bilinçli yapılmış bir şeydi.Ama filmimin içeriği tamamen bize aitti,teknik Japon ama içerik bizimdi…Şimdi Semum filminde yepyeni ve taze bir dil arayışına gittim.Japon sineması din ve mistizmi mükemmel bir dengeyle anlatır,öyle ki bazen ikisini de hissetmeyebilirsiniz filmi izlerken…Ama Türkiye’de farklı bir şeyler bulmak zorundayız.Toplum olarak da benzeştiğimiz Japonların korku sineması bize rehber olabilir,olmalı da ama biz, bize özgü bir şeyler bulmalı,aramalıyız…
- G: Filmlerine Türkiye dışından da ilgi var bildiğim kadarıyla. Nelerden teklif aldığınızdan kısaca bahsedebilir misiniz?
- H:Şu anda hem Japonya’dan,hem de Hollywood’dan ciddi görüşmelerim var.Ama açık söylemek gerekirse,bunlar eskisi kadar beni heyecanlandırmıyor.Özgür düşünmek,ve kendi düşüncelerimin sadece kendi bilincimin kontrolünde perdeye yansıması bana daha cazip geliyor.Zaman ne gösterecek bakalım.
- G: Tarzını beğendiğiniz yönetmenler kimlerdir?
- H:Stanley Kubrick,Akira Kurosawa,Tsai Ming Liang,M.Night Shymalan.
- G: Ortak noktalarda dolaşıyormuşuz... Bana ayırdığınız zaman için size çok teşekkür ederim. Yolunuz açık olsun...
- Ben Teşekkür ederim.Gala’ya beklerim, 7 Şubat Perşembe Cevahir Şişli…
Tüm yorumlar(1)
Misafir
11/02/2008 15:56:30
Sizden daha özgün çalışmalar bekliyoruz sayın Karacadağ. Yabancı filmlerin bir nevi 'yerelleştirilmiş' veya remix versiyonlarıyla yapsanız yapsanız gişe yaparsınız, o da sadece size para kazandırır, başka kimseye bir şey kazandırmaz...