|
Şirketler Hukuku yazınında kullanılan “bir pay bir oy” deyiminin siyaset bilimi ve Anayasa Hukukundaki karşılığı “bir kişi bir oy” deyimidir.
Biraz yakından bakılınca halka açık bir anonim şirketin ana sözleşmesi, sermayesi, payları, hissedarları, azınlık hakları, imtiyazlı paylar, genel kurul toplantıları, yetkili organların seçimi, oy ağırlıkları ile bir ülkenin anayasal sistemi, vatandaşları, seçmenleri, seçim sistemleri ve seçimleri, seçim barajları, seçimlerde oy kullanma ve seçim kuralları arasında şaşırtıcı benzerlikler görürsünüz.
Televizyonda program yapan bir mankenimizin kullandığı ifadeler bir hayli tartışma yarattı ve gerek medyadan gerekse politikacılardan bu açıklamaya karşı yöneltilen tepkiler (açıklamayı yapanın kişiliğine yönelik olanlar bizi ilgilendirmiyor) , bu tepkilerin içeriği ve yapılış biçimi mankenimizin yaptığı açıklamalardan daha az bilgisizce değildi. Manken hanım bu açıklamayı bilgi dağarcığına (!) dayanmak yerine belki içgüdüsel bir tepki ile ve belki de gündemde yer almak anacıyla yaptı (ve başarılı da oldu). Politikacıların tepkisi de bence genelde manken bayanınki ile örtüşüyor
Oy hakkı ve oyların ağırlığı ülkemizde pek tartışılan bir konu olmasa da bu gelişmiş ülkelerde de tartışılmıyor, incelenmiyor ve eleştirilmiyor anlamını taşımıyor.
Aslında iki konuyu yani herkesin bir oy hakkına sahip olması ile bu oyların seçimlerde sonuca yönelik olarak ağırlıklarını birbirinden ayrı düşünmeli ve birbirine karıştırmamalıyız.
Demokrasilerde oy hakkının temel bir hak haline gelmesi hem kolay olmamış hem de göreli konumunu da hala sürdürmektedir. Belirli bir yaşın (neden 21, neden 18? ayrı bir konu) üzerindeki herkesin din, ırk, cinsiyet ve sosyal statü ayırımına tabi tutulmadan yapılacak yerel ve genel seçimlerde oy kullanma hakkına sahip olması uzun bir mücadeleden sonra ulaşılabilen bir hak olmuştur ve bu hakkın bugünkü durumu ve kapsamı demokrasi tarihi kadar eski değildir. Örneğin kadınların oy hakkına sahip olması oldukça yenidir. ABD de Afrikalı kökene sahiplerin oy hakkını kullanabilmeleri eskilere gitmez.
Ancak günümüzde herkese bir oy hakkı verilmesi Hayden’in deyimiyle demokrasinin olmazsa olmaz kuralı ve temeli (sine qua non of democracy) olmuştur (Grant M.Hayden, The False Promise of One Person, One Vote, Michigan Law Review, Vol.102, 2003). Bir kişi bir oy standardı öylesine yaygın bir şekilde kabul edilmiştir ki ünlü sosyal bilimci Jon Elster demokrasiyi “ bir kişiye bir oy ilkesine dayanan basit çoğunluk kuralı “ olarak tanımlamaktadır (J.Elster & R.Slagstad , Constitutionalism and Democracy, Giriş, 1998).
Herkese bir oy ilkesinin yaygın ve popüler olmasının nedenleri bir sır değildir. Eşitlik, ortalama vatandaşın hakları gibi duyguları yakalamanın bir aracıdır. Sistem iyi-dizayn edilmiş bir slogan olarak karşı çıkmanın absürt olarak görüleceği bir şekilde bir temsil yapısı oluşturmaktadır ; “Bir kişi, bir oy ilkesine” kim karşı çıkabilir ki ? (Hayden agm). Ayrıca sistem nötr, kolay yönetilebilir bir standart sağlar.
Herkesin bir oy hakkına sahip olması pratikte bu oyların mutlaka seçim sürecinde aynı ağırlıkta olması ya da aynı ağırlıkta etkiye sahip olması anlamına gelmemektedir. Tek bir oy seçim sürecine aynı ağırlıkta değil de, farklı ağırlıkta etkide bulunabilir; genelde bu daha yaygın bir sonuçtur. Oyların ağırlığını ülkedeki seçim sisteminden farklı düşünemeyeceğiniz gibi seçim bölgeleri, parlamentonun seçim bölgeleri arasında dağılımı, seçim barajları herkes bir oya sahip olsa bile oyların son tahlilde farklı ağırlıkta olmasına neden olur.
Hayden oy hakkının kavramsal olarak üç ayrı hak tipini içerdiğini söylüyor. Birincisi bir oyu kullanabilme hakkıdır; seçim sandığına gidebilmek herhangi bir oy hakkının zorunlu unsurudur. Seçmen olabilmek ve oyunu kullanabilmek tek başlarına alındığında anlamlı bir politik katılım sağlamaz. Çünkü seçim bölgeleri sınırları oyun gücünü etkin bir biçimde sulandıracak şekilde çizilmiş olabilir. Böylesi oy sulandırılması (vote dillution) iki biçimde; sayısal (quantitative dilution) ve niteliksel (qualitative dilution) olarak sulandırılmış olabilir (bu terim şirketler hukukunda da kullanılıyor). Sayısal oy sulanması, oylar eşit olmayan ağırlıklar aldığında ortaya çıkar ve böylece oylar rakamsal olarak sulanmış olur. Niteliksel oy sulanması ise bir seçmenin tercih ettiği seçmede daha az fırsatının olması durumunda ortaya çıkar; bunun nedeni de daha ziyade seçim bölgesi sınırlarıdır.
Bunlardan en az tartışmalı olanı sayısal sulanmadır. Ve bu en çok bir bölgenin sınırlarının standart bölge büyüklüğünden sapacak şekilde çizilmesi şeklinde ortaya çıkar.
Chicago Üniversitesi Hukuk Fakültesi öğretim üyelerinden Adam Cox şunları yazıyor: “Modern oy hakları araştırmacıları bir konu üzerinde mutabıktırlar: Oy hakları toplanan, bir araya getirilen (aggregate rights) haklardır. Birçok bireysel nedenle oy hakkı önemlidir. Bu nedenle, oy hakkını etkileyen bir hukuk kuralının adilliği (fairness) sadece bireysel, münferit seçmen ve onun oy hakkı üzerinde yoğunlaşarak belirlenemez. Oy hakları toplanan haklardır; uygun toplamanın sınırlarını belirlemeksizin de bir seçim sisteminin adilliği veya oy haklarının kullanımını değerlendirilemez.” (Adam B. Cox The Temporal Dimension of Voting Rights , John M. Olin Law & Economics Working Paper NO. 300 June 2007)
Toplama işlemi esas itibariyle mekansaldır ve farklı mekanlarda yerleşik insanların oylarının toplanış biçimi bir oy kuralının adilliğini değerlendirmek amacıyla incelenir. Bir kişi bir oy ilkesinin dayandığı eşitlik ilkesinin sınırları vardır. Klasik bir örnek ABD den verilebilir. ABD Senatosunda her eyaletin iki senatörü vardır. Wyoming eyaletinin ili senatörü 495 bin kişiyi temsil ederlerken Kaliforniyalı iki senatör 34 milyon kişiyi temsil etmektedir.
Biz ülkemize dönelim. Örneğin son yapılan 22 Temmuz 2007 genel seçimleri ele alalım. Tesadüfen seçtiğim iki bölge. Hakkari’de 87.839 geçerli oy 3 milletvekilini TBMM ye göndermiş. Yani her bir milletvekili ortalama 29.279 oyla seçilmiş. İstanbul 1. Bölgede 2.117.010 geçerli oy ile 24 milletvekili seçilmiş olup her bir milletvekili için kullanılan ortalama oy 88.208 olmuştur. Yani bir Hakkarili seçmenin İstanbul 1. bölgedeki seçmene kıyasla oy ağırlığı 3,01’dir. Yani 1 Hakkarili 3 İstanbulluya bedeldir; ya da üç İstanbullu ancak bir Hakkarili etmektedir. Teknik terimleri kullanırsak İstanbul’da oy kullanan seçmenlerin oyları sayısal olarak sulandırılmış oylardır.
Ne oldu hani herkesin bir oyu vardı? Doğru bir oy var, ama Orwelvari deyişle “oylar eşittir ama bazıları daha eşittir.”
Son yapılan yasa değişikliği ile ilk yapılacak yerel seçimlerde bazı belediyelerin kaldırılması ve bazıların birleştirilmesi aslında oyların sayısal ve niteliksel olarak sulandırılmasına neden olacaktır. Kaldı ki seçimin sonuçlarını manipülasyon amacı ile seçim bölgeleri değişiklikleri sıklıkla başvurulan bir yöntem. Ve ülkemize de has değil.
Demek ki, ülkenin seçim bölgelerine ayrılması ve her seçim bölgesinde kaç seçmenin yaşadığı ve kaç temsilci seçeceği herkes bir oya sahip olsa bile oyların hangi ağırlığa sahip olacağını belirleyen önemli bir etken. Genel seçimlerde bütün ülkenin tek seçim bölgesi olarak belirlendiği ve partilerin bütün ülkedeki oylarına göre ağırlıklı olarak parlamentoya gönderecekleri temsilci sayısının belirlendiği seçim sistemlerinde (Hollanda ve İsrail gibi) oylar arasındaki ağırlık farkı minimize edilmektedir. Tersi uygulama ise (İngiltere gibi) dar bölgeye dayanan sistemdir ve burada da 1 temsilciden oluşan bölgeler ile oyların ağırlığı olabildiğince birbirine yaklaşmaktadır. Ülkemizde bölge büyüklüğü 2 ile 24 temsilci arasında değişmektedir. Bu da oylar arasındaki ağırlık farkını artırmaktadır.
Bu nedenle bir kişiye bir oy hakkı sadece uygulamada seçmenleri oylarına eşit ağırlık vermede eksikleri olan bir sistem değildir, aynı zamanda eşit temsil amacını da gerçekleştirmede başarısız olmaktadır (Hayden, agm)
Oy ağırlığını yakından etkileyen ve sayısal olarak sulandıran önemli bir uygulama da genel seçimlerde uygulanan barajlardır. Bu barajı ne kadar çok yükseltirseniz oyların ağırlığını o ölçüde etkiler ve niteliksel olarak sulandırırsınız. Bu nedenle ülke barajının % 3 mü, % 5 mi yoksa % 10 mu olduğu son derece önemli.
Elbette siyaset bilimi tarihinde herkese bir oy hakkı vererek belirli kriterleri karşılayan seçmenlerin daha fazla oy hakkına sahip olmalarını söyleyen düşünceler olmuştur. Hayal gücünüzü çalıştırarak herkese en az bir oy ilkesini ihlal etmeden sizde kendinizce modeller geliştirebilirsiniz. Örneğin eğitim yükseldikçe ilave oy hakkı; ödenen vergi arttıkça ek oy hakkı gibi. Bu size kalmış düşünmek serbest.
“Benim oyumun değeri ve ağırlığı dağdaki çoban kadar bile değil” dense idi İstanbul’da oturan birisinin oy ağırlığının düşüklüğüne değinileceğinden somut ve matematiksel bir gerçek dile getirilmiş olurdu.
Konu aslında sanıldığı kadar basit ve tartışmasız bir konu değil.
|