|
İzmir’den Ayvalık’a giderken, Dikili tabelasını görünce, ani bir kararla otobüs şoförüne “Sağda inecek var” dedik.
Burası suyu bedava kullanan, neredeyse bedavaya ısınan tuhaf bir ilçeydi.
Belediyesi 120 üniversite öğrencisine burs veriyor, halkı otobüsle bedava taşıyor, Sağlık Ocağı’nda 1 YTL’ne muayene olunabiliyordu.
Tuhaf ilçe Dikili’nin tuhaf Belediye Başkanı, ‘görevi iyiye kullanmak’la suçlanan Osman Özgüven’le ayaküstü bir söyleşi yapabilir, yollardan-yolculuklardan telef olmamıza çeyrek kaldığı günlerde, bir yazıyı da bu röportajla kurtarabilirdik. Randevu bile almamış olmak bizim eşekliğimizdi.
Nietsche bıyıklı Osman Özgüven’i ‘Engelliler Haftası’nın açılışını yaparken meydanda bulduk. Bıyıklarından tanıdık.
Bir saat sonra İzmir’de olmak zorundaydı, acelesi vardı, yine de görüşmeyi kabul etti. Bizim yüzümüzden İzmir’deki programına gecikti. Röportaj sırasında içtiğimiz ikişerden dört çayın parasını da çaycıya kendisi ödedi.

Sayın Başkan, malum, Sayıştay Denetçisi halka bedava su verdiğiniz için suç duyurusunda bulundu. Görevi iyiye kullanmakla suçlanıyorsunuz. Bu konudaki beyanlarınızı okuduk. İlave edeceğiniz bir şey var mı?
Hakkımda yapılan suç duyurularını önemsemiyorum. Halkımız için ne yapılsa azdır. Fazladan bir şey yaptığımı düşünmüyorum, zaten yapılması gerekeni yapıyorum. 10 ton su için para almıyoruz. 10 tondan fazlası için 11 ton bedeli alıyoruz. 10 ton su yalnız yaşayan bir insanın, ya da yaşlı bir çiftin tüketeceği miktardır.
Su bir ihtiyaçtan öte bir ‘hak’tır. Pompalardan geçerken bize yüklediği elektrik maliyeti olmasa sudan asla para almam. Elektrik masrafını da düşünmek gerekiyor.
Yasalar halka hizmetin ücretsiz götürülemeyeceğini söyler. Hukuken doğru kabul edebiliriz, ancak, biz yerel bir yönetimiz. Kendi fiyatlarımızı kendimiz tespit edebilmeliyiz. Sayıştay Denetçisi buna karışmamalı. En önce Yasalardaki eşitsizlikler giderilmeli. Belediye Başkanları halka ulaştırdığı suyu ne şekilde ulaştıracağını belirleyemiyorsa, Belediye Başkanı’nı halkın seçmesinin bir anlamı kalmaz. Merkezi Hükümet atama yapar, suyun fiyatını tespit eder, atadığı Belediye Başkanına da uygulatır.
Şunu özellikle belirtmek isterim ki; malum çevreler suyu özelleştirmeye çalışıyor. Su asla özelleştirilmemelidir. Tüm vatandaşların bunun karşısında yer alması gerekir. Bizim suyu halka bedava vermemize bu kadar feryat, bu kadar karşı çıkma, diğer belediyelere emsal teşkil etmemizden kaynaklanıyor. Bize karşı çıkışları, ticarethane gibi çalışan belediyelerin tekerine çomak soktuğumuz içindir.
Bazıları esprili de olsa benden ‘Asalım, vatan haini’ diye bahsediyorlar. Halk için yapılan her şeye halkın lâyık olduğuna inanıyorum. Bizim Kâbemiz insandır. Halka, insan onuruna yaraşır bir yaşam sunmak, insanların geceleri aç yatmadığı gündüzleri de sömürülmediği bir dünya için uğraş veriyoruz.
3 Haziran’da Mahkemem var. Ceza almaktan korkmuyorum. Halka hizmetin cezası mı olurmuş?
Dikili’de okullardan su ücreti almıyoruz. Yerel yönetim olarak eğitim ve sağlığa çok önem veriyoruz. Faturası ödenmediği için okulların suyunu kesen belediyeler var. Para alamadığımız için okulun suyunu kesersek eğer, o çocuklar hastalık kaptığında suçlusu biz oluruz. Dikili’deki tüm okullara suyu bedava veriyoruz. Madem ki ibadethanelerden su parası alınmıyor, okullardan da alınmaması gerektiğine inanıyorum.
Su parasını ödeyemediği için suyu kesilen okullarımız var. Böyle mi olması gerekir? Biz doğru olanı yapıyoruz.
Yeniden Belediye Başkanı seçildiğinizde, kaybeden rakibiniz ANAP’lı eski Belediye Başkanı Yüksel Uçar oyları üç kez saydırmış.
Hayır, dört kez saydırdı. Bunu da önemsemiyorum, Yüksel Uçar’ın yeniden adaylığını da... Ancak, CHP Dikili’de Uçar’ı aday göstererek kendi kimliğini sergilemiyor mu? Yüksel Uçar’ın aday olmadığı parti kalmadı, CHP’ye hayırlı olsun (Y.N. Yüksel Uçar, DYP ve ANAP’tan iki dönem Başkanlık yaptı).
Sağcı düşünce ‘eşitsizlik’ temeli üzerine inşa edilmiştir. Siz, Dikili’de herkese eşit hizmeti şiar edinmişsiniz. 12 Eylül döneminde de kaldırımlara kırmızı taş döşemekten yargılanmışsınız.
O yıllarda, 12 Eylül’ün zor koşullarında, karabasan yıllarında Dikili Barış ve Demokrasi Festivalleri düzenlemeye başladık, ‘demokrasi platformu’ kurduk. Türk-Yunan Dostluğunu öne çıkardık. Tüm dünyaya barış mesajları ilettik. O yıllarda demokrasiye susamışlık vardı. 12 Eylül’de sol kesim olarak birbirimizden koptuk. Yurtdışına giden insanlar, darbenin hışmına uğramış insanlar Dikili’de bir araya geldiler. Ülke sorunlarını tartışıp geleceğe dair düşüncelerini paylaştılar. Barış ve Demokrasi Festivallerini biz hala sürdürüyoruz.
Ne yazık ki, 12 Eylül sonrasındaki çabalar demokrasinin yerleşmesine yetmedi. Bugün her şeyden daha fazla ihtiyacımız olan unsurlardan biri demokrasi. Bu nedenle Barış ve Demokrasi Festivali diyoruz.
O yıllarda da barış dediğimiz için vatan haini ilan etmişlerdi. O gün Türk-Yunan dostluğuna katkıda bulunmaya çalıştığımız için bize vatan haini diyenler, şimdi bizden daha fazla bu dostluğa sarılıyorlar. Demek ki doğru olanı yapmışız. Demek ki barıştan kimseye zarar gelmiyormuş.
Osman Özgüven bir kişi, tek bir birey. Yerel yönetimler ise birer yerel hükümet. Yerel yönetimler kendi görevlerini demokrasi koşulları içinde yerine getirmeli. On yıllardır merkezi hükümetlerin hegemonyası altında belediyecilik yapılmaya çalışılıyor, ama olmuyor. Yani, yol, su, elektrik bunlar zaten verilmesi zorunlu hizmetler, sadece bu yapılıyor. Ancak, insanlarımızın istihdam edilmesi de gerekiyor. Yerel yönetimler olarak işsizliğe de çare bulmalıyız. Parası olana da olmayana da eğitim hakkı sağlayabilmeliyiz. Kültür ve sanat sadece parası olan için olmamalı. Kültürel ve sanatsal olanakları çocuklarımıza eşit şartlarda sunabilmeliyiz. Sağlık da öyle. “Paran kadar sağlık hizmeti alırsın” diyemeyiz, dememeliyiz. Hizmeti herkese eşit şekilde götürmeliyiz.
Kısacası, sosyal belediyeciliği tüm ülkede yaygınlaştırmalıyız. İnsanlarımıza ölümü gösterip sıtmaya razı etmek, açlığa, bir dilim ekmeğe muhtaç etmek, sonra da kapılarına kutu içinde sadaka bırakmak yerine onlara balık tutmayı öğretmeliyiz. Ancak bu şekilde yerel yönetimlerle demokrasiye adım atabiliriz. Yerel yönetimler demokrasinin ‘olmazsa olmaz’larıdır.
Sayın Başkan, büyük bir jeotermal projesi gerçekleştirmişsiniz. Ben Ankara’da, Belediye’nin ayrıştırmadan, dönüştürmeden Mamak’ta yaktığı çöpün dumanını Çankaya’da ciğerime çekiyorum. Ankara’nın Melih Gökçek’li yıllarda nasıl estetik dışı ve insanı rahat ettirmeyen bir şehir haline geldiği malûmunuzdur. Sizin çöp ayrıştırma, dönüştürme, yeniden kullanımı konusunda da projeleriniz var mı?
Jeotermalin en ucuz olduğu yer burası. Dikili halkı ayda 35 TL’ne ısınıyor. Belediye’nin bütçesi 10 trilyon TL, jeotermalin bize maliyeti 25 trilyon TL. Zorluklarımız var, borcumuz var. Merkezi Hükümet ise destek yerine köstek oluyor. Bizim dünya görüşümüz belli.
Hep söylüyorum, jeotermal bizim projemizdir. Yirmi yıllık hayalimiz. Yirmi yıl önce başladığımız işi bugün bitirmeye çalışıyoruz. Bu yıl 1500 konutu daha ısıtacağız, daha sonraki yıllarda jeotermal girmeyen konutumuz kalmayacak.
Çöpe gelince; Türkiye’de bizim gibi yerel yönetimlerde çöp sorunu çok önemli. Dikili 12 bin nüfuslu bir Belediye. Yaz aylarında nüfus 150-200 bine çıkıyor. Devlet’ten 12 bin nüfus için pay alıyoruz ama, hizmet verdiğimiz nüfus çok daha fazla. Çöpü ayrıştırıp geri dönüştürmek isteriz, fakat bu tesisleri tek başımıza yapamayız. Hiçbir belediyenin de tek başına yapması mümkün değildir. Mutlak surette ‘yerel yönetim birlikleri’ oluşturulmalıdır. Alt yapı birlikleri oluşturup, çöp ayrıştırma ve dönüştürme sorununu birlikte çözmelidirler. Bugün Türkiye’de vahşi bir çöp toplama sistemi vardır. Bu her belediyede böyledir. Devletin bu işe el atarak bu vahşi çöp toplama ve imha sistemini iyileştirmemesi halinde, gelecekte çöp yığınlarında biriken metan gazı bomba gibi patlayacak.
Melih Gökçek benim için ‘Hukuk bilmiyor’ dedi. Doğrudur, hukuk bilmiyorum. Ama Yasalara karşı hile yapmayı da bilmiyorum. Ankara Murat Karayalçın’ı çok arıyor. Ankara Belediyesi’ni hizmet veren bir belediye haline getirmek lâzım. Bugün Ankara Belediyesi ticarethaneden farksızdır. Ulaşımdan, ekmekten, sudan para kazanmaya çalışan, oradan kazandığı parayla da halka sadaka dağıtan bir zihniyet halka ne verebilir ki?
Biz 225 gram ekmeği 25 kuruşa satıyoruz, yine de kâr ediyoruz. Amacımız fırıncıları piyasadan silmek değil, halktan aldığımızı halka geri ödemektir. Çünkü, halktan aldığımız her kuruşu halka geri ödemek zorundayız.
Ayrıca, ulaşım da ücretsiz. Bu otobüsler benim kendi otobüsüm değil. Otobüsler Dikili halkının parasıyla alındı. Neden kendi otobüslerine binerken para ödesinler?
AKP zihniyetinin belediyeciliğini tartışmam. İnsanlara dilenci muamelesi yapmak benim kitabımda yazmaz.
Yerel seçimlerde yeniden aday olacak mısınız?
Kişilerin kendilerini aday göstermesi çok önemli değil. Ben gerçekte bu güzellikleri gençlere bırakmak istiyorum. Ancak, Dikili’nin yeniden gerilere gitmesine de razı olamam. Seçimlere daha çok var, şartlar ne gerektirirse onu yaparım. Dikili mutlaka hakettiği yere ulaşmalıdır.
Belediye Başkanlığını başka partilerin kazandığı iki dönem boyunca tek çivi çakılmadı. Halkımız öyle istedi. Oysa şimdi şartlar değişti. Halk yeni dönemde karşılaştırma yapmak durumundadır ki, bunu önemsiyorum.
Teşekkürler Sayın Başkan. Seçmen kaydım burada olsaydı kesinlikle size oy verirdim.

Bu röportajdan sonra Dikili sokaklarında biraz dolaşıp, orada yaşayan insanlarla konuştuk.
‘Belediye çöp kutularımızı 24 saatte 3 kez boşaltıyor’ diyen oldu, ’Emekli maaşımızla Dikili’den başka bir yerde geçinemezdik’ diyen oldu, ’Osman Başkan’dan Allah razı olsun’ diyen oldu,
’Makam arabasına falan binmez, yürüyerek dolaşır, konuşmak isteyen herkesi dinler’ diyen oldu.
Biz de, nasıl olup da randevu bile almadan Dikili Belediye Başkanı Osman Özgüven’e ulaşıp, röportaj koparabildiğimizi böylece anlamış olduk.
AKP’nin belediyecilik anlayışıyla Osman Özgüven’in icraatı arasındaki farkı anlamak için, Melike İlgün’ün yazısını, okumuş iseniz bile bir kez daha okumanızı tavsiye ederim. http://www.gazeteport.com.tr/YAZARLAR/NEWS/GP_192523
|