|
Tabii, siyasi arenada neler olduğuna, olabileceğine dair kulis haber ve yorumları son derece normaldir.
Fakat, yine bilmem kaçıncı kez Erdoğan’ın yapacağı veya basına kızdığı taktirde yapmayacağı kabine değişikliği haberleri ile uğraşılması çok bayat bir yemeği ısıtıp ısıtıp sofraya getirmeye benziyor.
Bilhassa da şu tür yorumlar artık tamamen bayıyor:
“Erdoğan daha ılımlı bir kabine için düğmeye basacak”
“Ama basın bunu diline dolarsa, sonra kızar, kabineyi değiştirmez bak, haberiniz olsun”
Tam 5 senedir bu hikayeyi dinliyoruz.
Aslında mesele şu.
Kabineyi değiştirsen ne olur, değiştirmesen ne?
Kimi, kiminle ikame edeceksin?
Basına mı kızıyorsun?
Değiştirme.
Kalsın, hepsi kalsın.
Mesela şu bebeklere kontra-endike sağlık bakanını aman bırakma. (kontra-endike: ters etkili, ters etki yapan)
Adam sağlık bakanı oldu, olduğundan beri aynı tarz bebek ölümleri sistematik olarak devam ediyor.
Demek ki, sen bu bebek işlerini düzenleyemiyorsun.
Bebek ölümleri aynı minval üzerinde devam ediyor bu Hükümetin başından beri.
1-Devlet hastanelerinin önemli bir kısmında yeni doğan ve erken doğum ünitesi yok
2-Olanlarda kuvöz yok
3-Erken doğan ünitelerinde personel yetersiz (6 senede insan bir şey yapar, di mi, yapabilir, di mi?)
4-Tüm bu hastanelerde hijyeni sağlayıcı altyapı ve bütçe yok
5-Hastane başına düşen doğum çok yüksek, bazı zamanlarda bu sayı daha da artınca iflas ve peşpeşe bebek ölümleri başlıyor
Erken doğan bir bebecik, eğer ona bakan ehil bir sağlık sistemi varsa, yaşamaya devam edebilir ama kontra-endike bir sağlık bakanının olduğu bir yerde erken doğan bebekler, böyle gruplar halinde, “doğmadan” ölür.
Olay bu kadar basit.
Ama olsun, kal, Erdoğan seni sonuna kadar, dibine kadar tutsun.
10 sene daha tutsun.
Kal, gitme.
Allah aşkına en az 10 sene daha kal.
Başbakan’ın da tam 15 sene daha kalsın, ne olur, gitmeyin.
İhya edin seçmeninizi, Allah aşkına.
Aman ne olur.
Tüm kabine kalsın.
Dalga geçmeye devam etsinler Türkiye ile.
Edibe Sözen de orta çağ tasarıları hazırlasın, bunlara tepki vermeye devam edelim.
Ama o tasarılar toplumsal tepkinin olgunluğundan değil, kapatma davası korkusuyla geri çekilsin.
Biraz zaman geçsin, bir Edibe Sözen tasarısı daha gelsin.
Tasarının tanıtımına, “Tüm Avrupa ülkelerini inceledik, size bu tasarıyı hazırladık” diye başlansın.
Türkiye’nin tüm demokrasi tarihi bir köşede dursun ve aptal aptal bu tasarılar tartışılmaya devam edilsin.
Aptal yerine konsun toplum, taşrada propaganda malzemesi olacak iptidai beyincik üretimine devam edilsin.
Gurur duyalım kurda kuşa yem olmaktan, aptal olmaktan, aptallık üreten bir sistemi seyrediyor olmaktan.
Geri zekalılıktan gurur duyalım.
Ülkemizin tepesine asalım, hatta, bu gururun bir madalyasını.
Sonra bu, “Aman basında yazılırsa Erdoğan inat eder” primi ne oluyor?
Bir siyasiye bu primi vermek bir demokrasi kültürünün reflekslerine ne kadar ters, bunu anlamayan insanlardan neden bu kadar çok var?
Basında yazılınca kabine değiştirmezmiş.
Bu konuşulacağına şu dense ya.
“Değiştirme. Bu kabine sana çok yakışıyor”
Çok ama çok yakışıyor.
Hık demiş, burnundan düşmüş.
Böyle kabineyi, sana bu kadar uyanı nerde bulursun, aman dokunma, kalsınlar.
Tutkalla.
Zaten kapatma davası tehlikesi dışında taktığın bir şey yok.
Bak, kapatılma tehlikesi durumu var mı, varsa dikkat et, yoksa bildiğini bildiğin yere tutkalla.
Devam et, bu yollar helal sana.
AKP TABANI AB’DEN SOĞUMUŞ
Mısırlı Al Ahram dergisinde bir makale yayınlandı.
Bunun haberi GAZETEPORT’ta yer aldı.
Makalede, AKP tabanının önemli bir bölümünün artık AB’ye hevesli olmadığı ve bu yöndeki görüşlerin AKP’nin en etkili entelektüellerince yansıtıldığı anlatılıyor.
Bu entelektüellere örnek olarak da, Başbakan’ın Dış politika danışmanı Ahmet Davutoğlu ve AKP’ye yakın Siyaset , Ekonomi ve Toplum Araştırmaları Vakfı Başkanı İbrahim Kalın gösteriliyor.
Mısırlı dergi şöyle diyor:
“Bu iki kişi, Türkiye’nin büyük ekonomik olanaklarının AB üyeliğine bağlanması için haklı bir neden olmadığına, ilerleme ve refaha olan özleme Arap ve Müslüman ülkeleri ile ve diğer bölgeler veya ekonomik bloklar ile ilişkileri geliştirmek gibi başka kanalların aracılığıyla daha iyi hizmet edebileceğine inanıyor”
Dergi tam isabet buyurmuş.
Ki, Başbakan’ın dış politika danışmanı Ahmet Davutoğlu zaten sık sık Arap ülkelerine gidiyor ve bu ülkelerin siyasileri ve gazetecileri ile ilişkileri var.
Dolayısıyla Mısırlı dergi bunları kafasından uydurmuyor.
AKP bu yolda da devam edecek, bunu göreceksiniz.
AB ile gittiği kadar, Arap ülkeleri ile gitgide daha çok.
Cumhuriyet, demokrasi tarihi ve sonra da AB ile gelinmiş yolun prestiji tenceresinde.
Biraz Ortadoğu, biraz “Arap kardeşlerimiz”, biraz tuz, biraz karabiber.
Çoğuncası siyasi karışık turşu.
Globalitenin eğretilmiş modernizmi.
Makarnaya sıra gelince, mmmmmm.
Garson, AB’ye kırıldıkça Ortadoğu’dan teselli getir.
|