|
Barack Obama’nın azılı sigara tiryakisi olduğunu duyup, neden olduğunu anlayamadığım bir şekilde insani hislerle doldum. Bana neyse sanki! Ancak sigara içmek, kuralcı ve tatsız tuzsuz yaşayan Amerikan insanı için bir hoşluk gibi geldi aniden… Haa şimdi bunu okuyan bazı dar görüşlüler “Sigara içmeyi takdir ediyor” gibisinden düşünebilir. Zaten ben de neden olduğunu anlamadım ama öyle işte… Kimse düşünce keyfimin kahyası değil …
Anlaşıldığı üzere köprü huysuzluğum tavan yapmış durumda ey okur! (Bu ey okur lafına da fena halde uyuz oluyorum, kendine böyyük yazar havası vermeye çalışan ağbilerin baş lafıydı eskiden) Karşımdaki “N’aber?” diyor, ben ağzımı köprü trafiğinden açıyorum. O yüzden mazur görünüz bu fakiri. (Kendine fakir sıfatı uyduranlara da ilaveten kıl oluyorum.) Deminkinin benzeri bi’ vaka işte…
Michael Jackson öldü, asabiyetim bi’ kat daha şerbetlendi sabah sabah. Müslüman olduğu söylentileri hemen her memleket TV’sinde defalarca zikredildi. Son sözleri “Ne mutlu Türk’üm diyene” oldu mu bunu bilemeyiz elbette. Fakat bunu iddia edebilecek dangalaklar da bulunacaktır mutlaka. Netce itibariyle bizim kuşağı büyüten adam 50 yaşında öldü gitti netekim.
Netekim dedim, demez olaydım, ancak bizim kuşağı büyüten bir başka adam hala sağ. Aslında büyüten adam değil, bizim kuşağın katili desem yanlış olmaz netekim. 12 Eylül darbesi olduğunda ben 11 yaşındaydım. Bizim kuşak –ki tam da 12 Eylül değerleriyle yetişen kuşak- sorgulayamamayı, soru soramamayı, derinlemesine düşünememeyi, paranoya içinde yaşamayı, kendine güvensizliği, etrafına güvensizliği, kendi kıçını kurtarıp etrafı hiçe saymayı, takım oyuncusu olamayıp bireysel yaşamayı ezcümle “boktan bireyler kuşağı” olmayı tamamen 12 Eylül’e borçludur.
Bu kuşak tam da kişiliğinin gelişme çağında sıradağlar büyüklüğünde kitapların yakıldığını gördü, daha ne görsün! Bir akrabasının ya da yakınının anlaşılmaz biçimde sakatlandığını gördü, daha ne görsün! İlla ki bir yakınının soruşturma sonrası meslekten men edildiğini gördü, daha ne görsün! Hiçbir yerde, hiçbir biçimde kendini bulamadı, hala da bulabildiğini sanmıyorum.
Ve kesinlikle iddia ediyorum ki bu ülkenin gelmiş geçmiş en zavallı kuşağı, gelişme çağı 12 Eylül darbesine rastlayan kuşaktır. Tabi bunu söylediğimde hemen “Özal Kuşağı” diye sıyırmak kolaycılığına kaçanlar olabilir. 12 Eylül kuşağına özgü yukarıda saydığım zavallılıkların hiçbirisinin Özal’la bağdaştırılacak tarafı olamaz. O ayrı bir konu. Ancak akla boku birbirine karıştırma konusunda ustalık sıfatına sahip olanlar bunu böyle düşünebilirler. Bence hiç sakıncası yok!
Darbe çığırtkanlığı yaparken darbeden ümidini kesip aniden darbe sorgulayıcı rolüne soyunan Deniz Baykal, biraz da ne yapacağını bilememenin verdiği çaresizlikle 12 Eylül darbecilerinin yargılanması gerektiğini söylemiş. Memleket bu öneriyle çalkım çalkım çalkalanıyor.
Ertuğrul Özkök başrol oyuncusu olmaktan geri kalmak istememiş, dün bir yazı yazdı: Yoksa bunlar 92 yaşındaki Kenan Evren’i hapse mi tıkmak istiyorlardı? Bir de üstüne üstlük hızını alamayıp bugün de Kenan Evren’le yaptığı telefon konuşmasını yazmış. Tam da beklendiği gibi konuya Kenan Evren’in zatürree’sinden girmiş. Diyor ki “O yaşlarda zatürreenin ne kadar tehlikeli olduğunu bilenlerdenim” Bizlere de bu muhteşem tespit üzerine “bravo” demekten başka yapacak bir şey kalmıyor!
Ne diyor Kenan Evren: “Referandum yapın. Eğer halk evet yargılansın derse bu işi yargıya bırakmam intihar ederim. Çünkü bu kara lekeyle yaşayamam”.
29 yıldır sadece Erdal Eren’in idamı kara lekesiyle bile yaşamını sürdürebilen Kenan Evren bu kadar da iddialı konuşabiliyordu. Bizim kuşağın katlinin kara lekesiyle 29 yıldır lafta değil gerçekten “paşalar” gibi yaşamını sürdüren Kenan Evren bu yaşında bu kadar iddialı konuşabiliyordu. İşkence görmüş on binlerce insanın alnındaki kara lekesiyle yaşayabilen Kenan Evren bu lafları edebiliyordu. O zaman intihar etmeyi aklanmak sayıyorsan Kenan Evren, gel kendini aklayacak bir harekette bulun. 17 yaşında idam edilmesini sağladığın Erdal Eren’in hatırına akla kendini. İşkencede öldürülenlerin, sakat kalanların onuru için akla kendini. Ama bunu referanduma sığınarak falan yapmaya kalkışma! Hatırla ki bu milletin yüzde 92’si elleri titreyerek korku bokuna senin anayasana “evet” dediler. O yüzden sakın referanduma sığınma. Gel akla kendini! Gel vazgeç madem öyle bu lekeyle yaşamaktan!
Buraya kadar durum bundan ibaret. Fakat 12 Eylül’ün Ertuğrul Özkök’ün köşesinden bir destekçisi daha var ki akıllara seza: Agah Oktay Güner. Sanırım kendisi gündem dışına itilmiş olmanın uzun zamandır rahatsızlığını yaşıyormuş ki gündem kalabalığında kendine yer bulmuş. Ertuğrul Özkök’ün gözlerinden öperek başlamış konuşmasına. MHP, ANAP, DYP turlamalarından birinde de Tansu Çiller’e Güzeller Güzeli diye şiir okumuştu. Şimdi de 12 Eylül’e övgüler düzmüş, 12 Eylül’ün memleketi kurtardığını savunmuş, hem de kendisinin 12 Eylül mağduru olduğunun üstüne basa basa. 12 Eylül öncesi azılı komünist düşmanı olan sonra da parti parti gezen Agah Oktay Güner’in hepimizden daha iyi bildiğini düşündüğüm bir gerçek var ki yanılmışım: Yaltaklanmak her zaman işe yaramıyor. Zira Güzeller Güzeli diye övgüler düzdüğü Tansu Çiller’den 2002 seçimlerinde çizik yemişti!
|