SON DAKİKA
  SİNEMA
  ASTROLOJİ
 



    


Anasayfam YapAnasayfam Yap






13:54 TSI

ARA











Safile Usul
safile.usul@gazeteport.com



Devletler hukukuna göre

02.07.2009 - 00:10

arkadaşına gönder
DIGG
FACEBOOK
DEL.ICO.US
TWITTER

Önce.

Pazartesi geç saatlerde biten MGK toplantısında ne olduğunu Gül’ün bu geceyarısı yasasını onaylama sürecinde olacaklardan anlayacağız.

MGK toplantısı bittikten sonra ek ve dar bir toplantıda Gül, Erdoğan, Başbuğ, Adalet Bakanı Ergin ve Başbakan Yardımcısı Çiçek Köşk’te kalarak konuşmayı sürdürdüler.

Buradan anlıyoruz ki, asker MGK’da yasaya karşı çıktı ve gerekçelendirme yaptı. Bu gerekçelendirme (şeklen de olsa) kabul gördü ve dar bir toplantı grubu ile yasada yapılacak değişikliklerin nasıl bir kadro ve süreçte gerçekleşeceği karara bağlandı.

Askerin itiraz ve gerekçelerinin Hükümet tarafından de facto olarak ne şekilde dikkate alınacağını Gül’ün yasayı onaylama ve/veya veto ve/veya kısmi veto kararlarından göreceğiz.

Hükümet, askerin bu yasa hususundaki itiraz ve buna ilişkin gerekçelerini devlet içi güç dengelerindeki afekti çok fazla ateşlememek için kısmen de olsa dikkate almak durumunda kalacaktır.

Ancak Hükümetin askeri bundan sonra daha da yoğunluklu olarak sivil yargı hizasına sokma uğraşısına hız katmaya çalışacağından şüphemiz yok.

O nedenle bugün bu işin biraz daha yüzey altına inerek, konunun devletler hukuku açısını dikkatinize sunmak istiyorum.

Şimdi.

Hükümetin tüm belge, geceyarısı yasası vs. gibi tüm uğraşılarının altında yatan sebebin Türk Silahlı Kuvvetleri İç Hizmet kanununun 35. maddesine gitme amacı olduğunu geçenlerde yazmıştım.

Bugün de Türk Silahlı Kuvvetleri İç Hizmet Kanunu’nun 35 .maddesinin devletler hukukundaki yerine ve bunun meşruiyeti hususuna değineceğim.

Bilindiği gibi Türk Silahlı Kuvvetleri’nin faaliyetlerinin yasal sınırlarını belirleyen düzenlemelerden bir tanesi de İç Hizmetler Kanunu’nun 35. maddesi.

Bu madde TSK’ne devleti,n temel niteliklerini korumada yetki ve görev veriyor.

Bu görevin somut anlamda ne şekilde icra edileceği konusunda detay tanımlar olmasa da, çok açıktır ki silahlı bir güce verilen bir koruma görevi ancak güç uygulaması veya gücün uygulanabileceği atmosferinin hakim olması ile vuku bulabilir.

Bu durum tüm devletlerin tüm silahlı güçleri için geçerli bir durum ve devlet olgusunun doğası ile alakalı bir husustur.

35. madde ile TSK’ye verilen bu görev ve bundan dolayı ortaya çıkan dolaylı yetkiler, TSK’ya devlet yapısı içersinde bir başka devlet gücü tarafından güç yaptırımına tabii tutulmama anlamında bir üst konum sağlamaktadır.

Bu bir durumdur ve mantığı Türkiye’de 1923’de tesis edilen devletin kuruluş hikayesi ile alakalıdır.

Nitekim, bu konuyu sürekli olarak konuşageldiğim Avrupalılar, örneğin Avrupalı Hristiyan Demokratların, TSK’nın sahip olduğu bu üst konumun devletler hukuku açısından meşruiyetine hiç itiraz etmediklerini biliyorum.

Keza sosyal demokratlar da. (bu konuyu size ilerde detaylandıracağım, bugünkü yazacağımı bitirebilmek için şimdilik detaya girmiyorum)

Hakeza.

Hatırlarsanız geçtiğimiz sene Hükümetin burnumuzu yine böyle bir çamura batırdığı bir dönemde çok fazla Avrupalı ile konuşmuş ve bunların bir kısmını vakit ve yer yettiği ölçüde burada aktarmıştım.

Bu konuşmalardan bir tanesini de Viyana Üniversitesi’nden Devletler Hukuku profesörü Funk ile gerçekleştirmiştim.

Viyana Üniversitesi Hukuk Fakültesi dünyanın en renome 7 hukuk fakültesinden biri olduğu gibi devlet hukukçuları da Avrupa devletler hukukunun en iyi beyinlerindendir ve siyasete fikir üretirler. (tabii, AKP gibi Ortadoğu bezirganlığı yapanlara değil; takdir buyurursunuz ki siz de)

İşte, Profesör Funk ile bizim TSK’nın devlet içindeki konumu ve bunun devletler hukuku açısından ne ifade ettiğini konuşmuştum.

Çok özetle şöyle demişti:

-Tabii, sizin ordunun böyle bir konumda olması devletinizin kuruluş gelişimi ile alakalıdır ve kurucu güçlerin bundan doğan hakları vardır

-Devlet hakkına göre TSK laikliği korumada görev ve yetki sahibi olabilir ve bundan vazgeçmeme hakkına sahiptir.

Bu iki noktayı söyledi Funk.

Ama birşey daha söyledi.

Onu sonra yazacağım.

Şimdi ama.

Funk’un da teyit ettiği bu devlet hakkını kullanan TSK…..

Eğer bu hakkını kullanma sürecinde bir başka yaptırım gücünün kontrol alanına girerse….

Devlet etme özelliğini, en azından kısmi olarak, kaybeder.

Yani.

Mesela sivil savcı da bir devlet gücüdür.

Ve, emrinde polis vardır.

O halde…

Birkaç soru ve cevap ile bugünlük bitireyim.

1-Emrinde silahlı güçler olan iki kurumdan birisi diğerinin kontrol alanına girerse ne olur?

2-Bu durumun devletler hukuku açısından anlamı nedir?

Cevaplar:

1-Emrinde silahlı güç olan diğer (sivil olan yani) yargı sisteminin kontrol alanına giren silahlı kurumun yaptırım gücü o yargı sisteminin devlet kodu değerlerinin sınırlarında hareket etmek durumunda kalır.

2- Bu durumun devlet hukuku açısından anlamı ise şudur; devletler güç sistemleridir, güç sistemini ağırlıklı olarak kuran diğerini ilga eder

Başka seçenekler var mıdır?

Evet, vardır.

Hepsini yazacağım.

Bugünlük sadece teori yaptık biraz.










Tüm yorumlar












Ayça Üner, Can İzbul, Mehmet Tutis, Mehmet Güler, Şermin Topçu, Murat Sabuncu, Yavuz Semerci, Emin Özgönül, Ahu Özyurt, Özlem Gürses, Metin Boşnak, İsmet Solak, Açıl Sezen, Özlem Bayraktar Gökşen, Ayşe Özgün, Kerimcan Kamal, Aslı Şafak, Ahmet Karacalar, Handan Öz, Murat Yeşildere, Safile Usul, Ece Vahapoğlu, Erkut Tekin, Emre Peser, Burcu Dinçer, Cahit Düzel, Mehmet Ayan, Arkun Demiroğlu, Burcu Dinçer, Gazi Erçel, Konuk yazar: Emin Çölaşan

 

Tüm Yazıları  
Kim sizi idama göndermeye ç..  (03.09.2010)
Hanefi Avcı'yla bilek güreş..  (02.09.2010)


Diğer Yazarlar
Safile Usul
Kim sizi idama göndermeye çalışıyor?

Ahmet Karacalar
Burun estetiği, nefes ve öpüşme

Emre Peser
İMKB rekorları zorluyor

Emin Özgönül
Türk ve Tuğluk geri dönebilir...

Ahu Özyurt
Amiral’in ziyareti neden önemli?

Ayça Üner
Türkler kokuyor mu?

Kerimcan Kamal
Gönlümden “havet” geçiyor