|
Gül’ün, yasayı onayladıktan sonra, Hükümetine hitaben, “askerin endişesini giderecek tedbirleri alın” şeklindeki cümleyi metne ekletmesi askerle dalga geçmenin de ötesinde, yasal işlerlik açısından hiçbir yaptırım etkisine sahip olmayan bir hafifliktir.
Bu nedenle, asker zaten olayı bildiği için de, gönül alma muhabbeti gereksiz olup, Gül’ün biraz olsun bir kalite taşıması beklenen insanlara mahsus bir biçimde, açıkça ne düşündüğünü söylemesi, yani, “Ben bu Hükümetin siyasi özünü temsil eednlerdenim, dolayısıyla karşıma engel olarak çıkabilecek devlet direncini kırmak bakımından askerin dişinin sökülmesini istiyorum” demesi yeterli, doğru ve anlaşılır olacaktır.
Gül’üm sözünü ettiği tedbirin yürütmeye askerin istediği değişiklikleri yapma yönünde bir yaptırım özelliği taşımamakta olup….
Gül, esasen, Hükümetinin bu tasarrufunun Anayasa Mahkemesi’nden döneceğini, bu nedenle onay verdiği yasanın efektif sonuçları olmayacağını bilmekte ve pozisyonunu kalben ve ruhen ait olduğu partisinin istekleri yönünde tayin etmektedir.
Zaten, Erdoğan’ın bu yasa tasarısını hazırlık sürecinde Gül’le bu konuyu koordine etmemiş olması ve ona, “Cumhurbaşkanı da olsan, partiye karşı gelemezsin, seni oraya taşıyan güce isyanın bir bedeli olacağını da bilirsin” sinyalini vermemiş olması düşünülemez.
Şimdi, ama, bunlar önemli değil.
Önemli olan şu.
Hükümet bu yasa değişikliği ile istediğine ulaşabilecek, yani yasayı gerçekten uygulanır hale getirebilecek mi?
Bu sorunun cevabı, en azından yakın vade için, “kesinlikle hayır”dır.
Hükümetin bu yasası Anayasa Mahkemesi’nden dönecektir.
Hükümetin asker iştahının çok büyük olduğunu biliyoruz.
Ancak asker satranç tahtasındaki şah.
Onun önünde ise, vezir duruyor.
Şaha gelene kadar vezir var.
Ve, vezir geçen sefer, yani bundan önceki son seferde (de) şahı korudu.
Vezir şahı korumazsa ne olur?
Açılan delik vertikal ve horizontal istikamette büyüyürek, yırtığa dönüşür.
Biz de “pırtık Türkiye” oluruz.
Şahını vermiş, pırtık Türkiye.
Şimdi birşey daha, ki kaç gündür bu noktaya değinmek istiyordum.
Askerin yargılanması nasıl olmalı ve neden böyle olmalı?
Bu konularda yazdım ama bu sorunun cevabını hiç vermedim ve bunu size borçluyum.
Elimizdeki örnekle gidelim.
Tutuklanan albay Çiçek.
Diyelim ki Çiçek hakikaten böyle bir belge hazırladı ve hakikaten Hükümete karşı bir yıkma faaliyeti içindeydi.
Bu durumda ne olmalı?
Demokrasiye tam bağlı, AB üyeliğini gerçekten hedefleyen ve aklı başında bir Türkiye açısından bu sorunun cevabı, “Bu tür personeli yaptırıma uğratmak görevi Genelkurmaydır.” şeklindedir.
TSK’nın devlet hukuku açısından buna hakkı olmasını bir yana bırakalım, ayrıca bu tür bir olaya dışardan müdahale olması, ordunun iç disiplinini olumsuz etkileyecek ve iç kontrol mekanizmalarını zorlaştıracak bir durumdur.
Bunun da ötesinde ve en önemlisi olarak……..
Devletler caydırıcı güç birimleri taşırlar ve caydırıcı olması gereken bir devlet kurumunun dişini sökmezsiniz.
Tabii, ne zaman sökmezsiniz…
O alanda caydırıcılık istiyorsanız.
Mesela..
Hırsızı yakalamasını istiyorsanız polisin dişini sağlam tutarsınız..
Ama canınız hırsızlık çektiyse, polisin dişine yönelirsiniz…
Size onun dişi değil, dişsizliği lazımdır zira.
İşte, devlet böyle bir fenomendir ve bu fenomen evrenseldir.
Şimdi, bir husus daha.
Adalet ve Kalkınma Partisi’nin elinde bir ok var.
Gözü okun ucunda kolluyor..
Ve, okun ucu devletin tam kalbi olan “12”yi, yani Türk Silahlı Kuvvetleri’ni bulunca saplayacak.
Bu ok ne zamandan beri Adalet ve Kalkınma Partisi’nin elinde?
Beklemediği bir şekilde iktidar olup da, ilk zaman AB muhabbeti ile biraz sempati toplayıp, biraz özgüven kazandıktan sonrasından beri…
Yani, 2005’den beri..
Oku hala saplayamadı…
Ceylan kaçıyor..
Ama bulduğu anda saplayacak…
Bulursa saplayacak….
Vezir şahın önünden kaçarsa, kaçtığı anda saplayacak…
|