|
İnsan vücudu kemiklerden (ki bazı kemiklerin, mesela omurilik, içinden yaşamsal sıvılar geçer) ve onların üzerinde oturan kas, damar, sinir, deri vs. gibi yumuşak katmanlardan oluşur.
Türkiye şu anda olayların yumuşak, kas vb. katmanlarında değil, kemik hizasında cereyan ettiği bir dönemde.
Normal işlerlikli siyasi sistemlerde, siyasi olaylar sistemin yumuşak dokuları üzerinden taşınır.
Bizde ise şu anda, olaylar kemiklerin hizasında cereyan ediyor.
İçinde bulunduğumuz dönemi endişe ile izleyenlere önce şunu aktaralım.
Bir sistemdeki güç çatışmaları yoğun bir ivme alır ve dinamik kontrolü ortadan kalkarsa, böyle bir sistemde tüm değer yargıları, ölçütler ve kurallar belirsizleşir. Kavramlar birbirine karışır. Somut olarak ise, Türkiye’de şu anda, demokrasi, hukuk, darbe gibi kavramların tamamı altüst olmuştur. Bu kavramların tamamı Hükümetin son 3 senede izlediği güç politikası ekseninde deforme olmuştur ve Hükümet ve ona yakın çevreler tezlerini bu deformasyonun temeline oturtmaktadırlar. Böyle bir dönemden normal bir döneme geçişin birinci meselesi, bu kavramlar üzerindeki tahribatı ve deformasyonu ortadan kaldırmaktır.
Şimdi, bugün yazacaklarım çok olduğu için kısım kısım toparlıyorum.
Ergenekon” ismiyle anılan soruşturma kapsamında dün gerçekleşen yeni gözaltılara dair: a-bu gözaltıların nedenlerini iddianameden sonra görecek ve hakkında yazacağız b-bu soruşturma kapsamında devlet adına devleti kurtarmak saikiyle, silahlı eylemler de dahil olmak üzere yasa dışı yöntemlere başvuranlar kalemimizin koruması dışındadır. c-Ancak, bu soruşturmaya ve iddianameye dair aklımızda temel bazı sorular var. Bunlardan bir tanesi, mesela, şu: -kişilerin siyasi görüşlerini birbirleri ile paylaşmaları da bir darbe hazırlığı olarak mı görülmektedir? Örneğin, x şahsı bir başka şahısla bir telefon görüşmesi yapıyor ve yine örneğin şöyle diyorsa, “Hükümet artık çok oldu, bu parti Türkiye’nin yönetiminden uzaklaşmalı, Anayasa Mahkemesi bunları kapatmalı vs.”, bu o şahsın Hükümet’e karşı bir darbe hazırlığı içinde olduğunu mu gösterir?
Bir diğer merak ettiğimiz ise şudur; bu soruşturmanın ana zihniyetinde Türk Silahlı Kuvvetleri’nin İç Hizmet Kanunu’nun 35. maddesini fiili olarak sorgulamak var mıdır?
Yazının Ergenekon bölümü bugünlük bu kadar
Şimdi, yukarda sorduğumuz bir soru kapsamında biraz geriye dönelim. Ve, 4 Mayıs 2008 tarihine ve AKP Genel Başkan Yardımcısı Mir Mehmet Dengir Fırat’ın Adana’da Yumurtalık Esnaf ve Sanatkarlar Kooperatifinin genel kurulunda sarf ettiği şu sözlere gelelim: “AK Parti’ye açılan kapatma davasıyla bu ülkeye böylesine zarar veren kişilerin, bir şekilde, yalnız halkın vicdanında değil, hukukun karşısında da hesap vermesi lazım ki, bir daha tekrar etmesin”
Mir Dengir Fırat’ın bu sözleriyle kastettiğinin AKP’ye kapatma davasını açan Yargıtay Başsavcısı olduğu açıktır.
İşte, şimdi yazının başlığına gelmiş bulunuyorum.
Türkiye’deki rejim krizinin kemik hizasında seyrediyor olmasının nedeni, AKP’nin kafasında olan ama ağırlıklı olarak Mir Dengir Fırat’ın dillendirdiği bu zihniyettir.
Bu zihniyet Türkiye’deki mevcut devlet rejiminin oyuncularını, kurallarını ve meşruiyetlerini sorgulayan, elinden gelse Yargıtay mensuplarını açtıkları hukuk davaları nedeniyle sandalyeye oturtmak isteyecek zihniyettir. Bir devletin egemenlik alanlarına ilişkin bir sorgulama varsa, bu sorgulamayı yapanlarla bu sorgulamaya maruz kalanlar bu alanı netleştirene kadar kemik üzerinde gezinilir.
Yeri gelmişken Mir Dengir Fırat’a dair şunu söylemek isterim.
Dengir Fırat’ın eğer bir travması varsa, bu travma onun Kürt kimliğine dair olaylardan kaynaklanan bir travmadır. Dengir Fırat’ın yaşamında türban yoktur, karısı modern bir Almandır. Sosyal hayatı ve kişilik yapısı türban kültürü ile hiçbir uyum arz etmemektedir. Dengir Fırat’ın travması başka bir yerdedir. Ve. İnsanların gerçek travmalarını saklayıp, kendilerini kadınların saçı, başı üzerinden artikule etmeleri , her şeyden önce çok diskalifiyedir. Yakışmaz. Travması olan, bu travmanın ne olduğunu açıkça söyler. AKP’nin türban politikasının sığınağına girmez. Travmanı anlatacaksan anlat ama hakikatini anlat. Türbanla uğraşma. Anadolu kadınının Cumhuriyet devrimlerinden kaynaklanan hiçbir travması yoktur. Ayrıca, Cumhuriyet sonrasında kadınların yerel giysilerine kimse en küçük bir müdahalede bulunmamıştır. Türkiye’nin hiçbir bölgesinde türban şeklinde bir kadın kıyafeti yoktur.
Doğu Anadolu kadını başını ağzıyla birlikte bağlar. Karadeniz kadını ağzını açık bırakır. Orta Anadolu kadını, Karedeniz ve Doğu Anadolu kadınının bağlama şekillerinin ortasında bir yerdedir. Doğu Anadolu kadınından biraz daha az, Karadeniz kadınından biraz daha fazla örter başını. Egeli başörtüsünü daha sık arkadan bağlar. vs. Cumhuriyet hiçbir kadının başını nasıl bağladığı ile uğraşmamış, hiçbir kadına dokunmamıştır. Türkiye’nin yerel dokuları tüm kültürel şekilleri ile 1980’lere kadar bakir kalmış ve tüm orijinalitesini koruyabilmiştir. Köy dokularında bu orijinaliteyi gözlemlemek hala mümkündür.
Bugünkü mesele ise, Türk kadınının ve genç kız kuşakların yeni bir siyasal kodlama zinciri ile şekillendirilmesi politikasıdır. Türban bu şekillendirmenin sembolüdür.
Kaldığım yerden devam ediyorum.
AKP devlet kurumlarının, mesela, Yargıtay’ın, onun Başsavcısı’nın meşruiyetini sorguladığı müddetçe, ki sorgulamaya tam gaz devam ettiğinin emareleri var, biz Türkiye olarak kemik üzerinde gideriz.
Türkiye şu anda kemik üzerinde sürdürülen bir gerilim hattında. Egemenlik sorgulamasına tabii tutulmak, devlet krizlerinin en temel nedenidir. Komşunuz bile bahçenizin sınırını geçerse, o sınırı tesis edene kadar uğraşırsınız.
Dünkü gözaltıların oluşturduğu güvensizlik duygusu ise, bir iki devlet adına hareket etmeye çalışan ve belki de bu yolda hukuk devletinin kuralları dışına çıkmış kişi değil, bunun bir yönüyle de devlet dengeleri üzerinde bir güç zorlaması olması endişesi ile alakalıdır.
Krizden çıkmak için ise, şurası açık olmalıdır Türkiye’de. 1-Türk yargısı meşru bir devlet gücüdür 2-TSK meşru bir devlet gücüdür, bunun yanı sıra Türkiye Cumhuriyeti’nin kurucu çekirdek gücüdür
Bu açıklık sağlanmadığı ve güçler ayrılığı güvencesi tesis edilmediği müddetçe kemik üzerinden gideceğimiz çok açık.
Siyasetin kemik üzerinden yumuşak dokuya sıçramayı başaramaması halinde ise, bundan sonra gelecek perde eskalasyon, yani gerilimin patlamasıdır.
Türkiye’yi bu yumuşak dokuya CHP taşıyamaz, en azından buna gücü yok, pozisyonu yok.
O halde, bu ülkenin AKP ve CHP dışındaki siyasi potansiyeli yakın dönemde toparlanmak zorundadır. Meclis içi, dışı, eskiden iktidarda olmuş, bugün dışarıda ama aklı başında olan, siyasette eski olan, yeni olan, devlet kurumlarının meşruiyetini sorgulamayan, asgari bir demokrasi ve ekonomi programında hareket edecek herkese bu ülkenin kulağı açık. Seçmenin yüzde 35’e yakını kararsız. Bu arada.
Bu dönemin kilit meselesi hala AKP davası olmaya devam ediyor. Buna dair yazacaklarımız ise, gündem dolayısıyla bugün de kaldı.
|