MULTİMEDYA
GAZETEPORT İLAN
    


Anasayfam YapAnasayfam Yap






06:06 TSI

ARA











Feridun Fikri Bayar
feridunfikribayar@gmail.com



Kıllanan Adam’ın Ergenekon yorumu

04.07.2008 - 00:24

arkadaşına gönder
DIGG
FACEBOOK
DEL.ICO.US

Bugün bu köşede bir röportaj var sevgili okurlar.
Önemli bir kişiyle.
Kimle mi?

Eski okurlar bilir,
Benim içimde yaşayan bir “Kıllanan Adam” vardır.
Ben ne dersem, o aksini der.
Görmediğim yerlere bakar,
Duymadığım sesleri duyar.
İşte onunla bu röportaj.
Önemli şeyler söyledi kendileri.
Buyurun okuyun:

Ben: Sayın Kıllanan Adam, bu son Ergenekon depremi hakkındaki görüşleriniz nelerdir?
Kıllanan Adam: Bakılması gereken yerlere bakmıyorsunuz. Hepiniz tutuklananlar açısından bakıyorsunuz. Oysa bir de tutuklayanlar, tutuklama emrini verenler var. Balbay’ın tutuklandıktan sonra ne dediği, Aygün’ün Atatürk’ü sevdiğimden tutuklandım demesi gibi şeylere odaklanmışsınız. Oysa bunlar servis edilen haberler. Tam da “Bunları söyleyin” diye verilen bilgiler.

Ben: Peki, nereye bakmamız gerekir?
Kıllanan Adam: iki açıdan, empati yaparak  bakmanız gerekir. Birincisi, tutuklananlar açısından. Yani eğer ben ergenekoncu biriysem, üzerinden 13 ay geçtiği, bir çok sanyasyonel tutuklama yapıldığı halde, sıranın bana da geleceğini düşünerek evimde, ofisimde belge saklar mıyım? Hele de istihbarattan arkadaşlarım varsa, savcının, emniyetin neler yapacağı hakkında az da olsa bilgim yok mudur? O zaman neden sazan balığı gibi bu belgeleri saklayayım?

İkinci açı, soruşturmayı yürütenlerin baktığı açı. Eğer ben Zekeriya Öz isem, tutuklayacağım kişilerin yıllarca askeri istihbaratta yönetim kademesinde tecrübeleri olduğunu, aynı polis gibi görev yapan jandarmanın benim nasıl davranacağımı kestirebileceklerini düşünmez miyim?

Ben: Nasıl davranıyor savcı?
Kıllanan Adam: Bakın, savcı yine emekli bir jandarma albay olan Erdal Sarızeybek’in de ifadesini almış mart ayında. Ama alması gerektiği gibi almış. Yani telefonla aramış, kendini tanıtıp, onunla görüşmesi gerektiğini söylemiş ve ofisine davet etmiş. Zamanında gitmeyince de birkaç kez daha arayıp sitem etmiş. Görüşme bitiminde de görüşmeyi tutanağa geçirmeyip, iyi günler dileyip kapıya kadar da yolcu etmiş yardımcılarıyla beraber. Bir albay emeklisine yaptığını, orgenerallere yapmamış ama. Gel de kıllanma!

Ben: Nasıl davranmalıydı?
Kıllanan Adam: Ben savcı olsam, ya kendim, ya da yardımcılarımı görevlendirerek o paşalardan randevu alırdım. Haa, yanıma da iki tane sivil polis alırdım tabii. Baktım ki kıllandım, hemen tutuklamak, ama emniyete de sessiz sedasız getirmek için. Ama bunlar 2 orgenerali tutuklamak için tam 6.000 (altı bin) polis görevlendirdi. Gel de kıllanma!

Ben: İyi de ya suçlular kaçarsa?
Kıllanan Adam: Güldürme beni saf yazar! Keşke kaçsalar. Bunlardan birinin bile kaçması demek, ergenekon diye bir örgütün canlı kanıtı demek. Hemen basın toplantısı düzenleyip, çarşaf çarşaf yakalama emrini burunlarına sokardım. Öyle milyonlarca sayfalık iddianame bile hazırlamaya gerek kalmazdı. Sümüklü ağlak imamlar kaçar, rüşvetçi belediye başkanları kaçar ama bu memlekette kaçacak son kişi dağlarda itle uğursuzla vuruşmuş Tolon Paşadır. Ben savcı olsam bunların kaçması için teşvik bile ederdim. Ama bunlar 6 bin polisle tutuklamaya gitti. Gel de kıllanma!

Ben: Peki neler oluyor o zaman? Nedir bunların anlamı Sayın Kıllanan?
Kıllanan Adam: Şimdi bunların önündeki engel ne ülkeyi ele geçirmek için? Ordu! Ben iktidar olsam, isterdim ki partimi kapatmadan, ben yasaklı olmadan önce (ki bu kesin gözüküyor) bir darbe olsun isterdim. O zaman tek yol var: Orduyu kışkırtmak! Eğer ordu kızar da darbe yaparsa herkesle beraber mazlum durumuna gelirsin. Yok darbe olmazsa, orduyu pasifize ederek baskın duruma geçersin. O zaman yapılacak tek şey var: Orduya yüklenmek.

Ben: Bunu da nereden çıkardınız?
Kıllanan Adam: Tercüman Gazetesi’nin genel yayın yönetmeninin tutuklanmasından! Bu kadar ortayol bir gazetenin yöneticisinin ne özelliği var ki tutuklanıyor? Hem de elleri kelepçelenen tek adam olarak? Söyleyeyim: Çünkü bu adam, Genel Kurmay Başkanı Büyükanıt’ın “Oğlum gibi sevdiğim” dediği adam. Onun tutuklanması Büyükanıt’a mesaj. Gel de kıllanma!

Ben: Ama sanırım her şeyin sonuna yaklaştık artık. İddianame tamamlanıyormuş bugün yarın.
Kıllanan Adam: Sen öyle san! Bu tutuklamalar olmadan önce de tamamlanıyordu. Şimdi tutukladıkları bilgisayarın haddi hesabı yok. Bunları ne zaman okuyup da suç bulup iddianameye geçirecekler? Bu iş daha yeni başlıyor. Bu bir testti. 6 bin polisle, güç gösterisi yapılarak, meydan okuma anlamında bir test. Testi başarıyla geçtiklerine, tepki gelmediğine göre artık sıra halen görevdeki komutanlara gelecek. Fazla beklemeye gerek kalmayacak, 30 Ağustosa kadar bu iş biter. Çünkü bu en önemli fırsat kendi seçtikleri kişiyi genel kurmay başkanı yapmak için. Bu fırsatı kaçırmayacaklardır.

Ben: Her şey tamam da, Büyükanıt hala neden sessiz? Dolmabahçe görüşmesinden sonra bu tutuklamalar bile bozamadı sessizliğini?
Kıllanan Adam: Şimdi doğru noktaya geldin işte. Ortalıkta kimsenin bilmediği bir şey var. Yakında ortaya çıkacak bir şey. Gel o taraftan da empati yapalım. Basın bu kadar üstüne gitmesine rağmen, neden Büyükanıt kuşku dağıtıcı bir açıklama yapmadı? Bu o kadar kolaydı ki, daha kolay olamaz. Diyelim ki bu ergenekon hakkında mı konuştular, Büyükanıt çıkar “İç güvenlik üzerine konuştuk” derdi. Yalan mı olurdu? Hayır! Yok eğer AB üzerine mi konuştular, bu sefer de “Dış ilişkiler ve dış güvenlik üzerine konuştuk” derdi.

Hepiniz Büyükanıt’a yükleniyorsunuz ama, onun bu Dolmabahçe görüşmesi üzerine hiç konuşmaması, kamuoyunu yatıştırmaya bile çalışmaması aslında en büyük mesajdır. Oysa o tam bir suskunlukla, kamuoyunu yatıştırmaya çalışmamakla bırakın mesaj vermeyi, adeta haykırıyor “Burada bir şey var ama söyleyemem” diye. Yoksa insan taş olsa, en azından üzerindeki şüpheleri dağıtmak için üstü kapalı bir açıklama yapar. Gel de kıllanma!

Ben: Peki ne olacak Sayın Kıllanan? Orduya güven sarsılmadı mı? Bu ülkeyi kim koruyacak?
Kıllanan Adam: Yine yanlış yerlere bakmaktan, doğru noktayı kaçırıyorsun. Kimsenin dudaklarını okumaya çalışma. Söz söylemesi gerekenler söylüyor: Başsavcı Yalçınkaya’yı dinle. Neden başkalarının dudaklarını okumaya çalışıyorsun?

Eğer sen komutanların elleri kolları bağlı oturduğunu sanıyorsan aldanıyorsun. Onlar şu an koruma görevinde. Başsavcı ve Anayasa mahkemesini, yani görevini hakkıyla yapanları korumakla görevli.

Herkes bir panik içinde. Yahu zaten istenen bu! Bunlar panik içinde olanların hareketleri. Sen niye paniğe giriyorsun? Hayat bugün bitiyor mu? Neden 6 ay sonrasına bakmıyorsun? 6 ay sonrasına baktıkları için panikliyor onlar! Tüm bu karmaşanın nedeni de bu panikleri.
Ama telaşlanan sizlersiniz.

Gel de kıllanma!










Tüm yorumlar(18)






Turgut Celik   [Okuyucunun tüm yorumlarını göster] 05/07/2008 16:17:03

Sayın Bayar, Gazeteport'ta yayımlanacak ilk yazınızı okumak , "ilk okuyan", "ilk oylayan" olmak için geceyarısını beklemiştim;beklemeye de değmişti. Yarışmada verdiğim oyların boşa gitmediğini gördüm. Her yazınıza "yorum" yazmasam da, yazılarınızı okurken büyük bir tat alıyorum. Yazdıklarınıza ekleyecek bir söz...

sedat arkan   [Okuyucunun tüm yorumlarını göster] 05/07/2008 15:17:36

Orduya güvenin sarsıldığı falan yok, ordu en iyisini yaptı.Ülkeyi çökertmeye çalışan bir örgütü bitirmeyipte ne yapacaklar.

Misafir   05/07/2008 14:56:13

5 gündür beni rahatlatan ilk yazı.Teşekkürler Sayın Bayar.







Aylin Bermant, Ayşe Özgün, Yavuz Semerci, Gazi Erçel, Işın Çelebi, Açıl Sezen, Sinan Aygün, İsmet Solak, Emin Özgönül, Melike İlgün, Sevilay Yükselir, Özlem Bayraktar, Sezgin Özcan, Murat Yeşildere, Safile Usul, Şebnem Özinal, Murat Güloğlu, Erkut Tekin, Emre Peser, Fatih Baykan, Mehmet Fatih Akyüz, Deniz Derinsu, Sinem Bayer, Zübeyde Saraçoğlu, Mehmet Ayan, Ümit Aktan, Kıymet Nadir Bindebir, Arkun Demiroğlu, Şehnaz Tuna, Volkan Dülger, Gülçin Tahiroğlu, Feridun Fikri Bayar, Dr. Arzu Özgeneci, Opr. Dr. Can İşler, Dr. Selçuk Somer, Konuk yazar: Emin Çölaşan

 

Tüm Yazıları  
Olsaydı yâr olsaydı...   (10.10.2008)
Yuh size tırsaklar!  (09.10.2008)
Felsefeye giriş dersi: Tanr..  (07.10.2008)


Diğer Yazarlar
İsmet Solak
Kapitalizmin tellerine kuşlar mı kondu?