|
Bugün hafta sonu ve bana Adalet ve Kalkınma Partisi’nin savunmasını biraz da eğlenmelik bir biçimde yazma izni vermenizi rica ediyorum. Yazacağım her şey ciddi ama dilimi biraz eğlenmelik hale döndürme iznini kastediyorum. Çünkü olay çok eğlenmelik. Bir şey nasılsa öyledir ya hani. Bu da, nasılsa öyle.
Şimdi önce.
Önceki gün AKP adına sözlü savunma yapıldı. Sözlü savunmada tam ne dendiğini bilmiyoruz ama basına yansıyan haberlerde, AKP’nin Hak-Par davasını örnek göstererek, “Biz de bir eylem yapmadık” dediği yer aldı. Yani, “Sadece bir fikrimiz vardı, aklımızdan geçti, bir şey yapmadık.” Bu bölümün savunma olarak komikliği konusunda benden yorum beklemeyin, çünkü bu hem gereksiz hem de esas yazacaklarımdan yer çalar. Sadece ama. Şu ana kadar bu alanda çıkan AİHM kararlarını akıllı bir adama okutsalardı bile, böyle bir savunma yapmazlardı. Bir iktidar partisinin niyeti, herhangi bir partinin niyetine hiç benzemez. Bir iktidar partisi, niyetin güce ve eyleme dönüşeceği en müsait noktadadır çünkü.
Şimdi size yazılı savunmadan da bir örnek verip, esas gülmeceye geleceğim.
Yazılı savunmadan bir iki alıntı önce.
“İlk cevabımızda da ifade ettiğimiz gibi, bu davanın temelinde partimizin demokrasi ve laiklik anlayışının Başsavcı’nın anlayışıyla bağdaşmaması yatmaktadır” “Laiklik bir felsefi inanç değildir” “Pozitivist laiklik ideolojisi çağdışıdır”
AKP, yazılı savunmasında bu alıntılardan da görüldüğü gibi, derin felsefi bir tartışma yürütüyor iddia makamı ile. Sayfalarca laiklik münazarası yapılmış.
Yine, azcık akıllı bir adama sorsalar şunu görebilirler halbuki. Bir Başsavcı’nın kişisel laiklik görüşü olmaz. Bir mahkeme ile laikliğin felsefi tartışması yapılmaz.
Felsefi tartışmalar asırlar sürer.
Savcı, mahkeme gibi devlet kurumları ise, kararlarını o devletin organlarının karar ve içtihatları temelinde verirler. Laiklik konusunda felsefi tartışma yürütmez, laikliğin Türkiye’deki yorumunun ne olduğunu gösteren kaynak olarak Anayasa Mahkemesi’nin laiklikle ilgili oluşturmuş olduğu içtihatlara bakarlar.
Mahkeme ve savcı şuna bakar.
“Anayasa Mahkemesi’nin içtihatını çiğnedin mi, çiğnemedin mi, niyetin elinden geldiğinde bu içtihadı çiğnemek mi, çiğnememek mi? Bu niyetin hangi siyasal kontekst içersinde vücut buluyor?”
Savcı ve mahkeme ile 18., 19. 20. yüzyılın felsefesine dair lise münazarası yürütülmez ki.
Savcı ve mahkeme temsil ettiği devletin hukukuna, hukukunu yorumlayan içtihatlara bakar.
Ve, işte AKP savunmasında bu konuya hiç girmemiş.
Laiklik konusundaki içtihatları neden çiğnediğini hiç anlatmamış.
Peki, neden böyle etkisiz bir savunma yapmış?
Biraz bu işi anlamadığı, biraz, “battı balık yan gider” dediği, biraz siyasi savunma olsun diye ama esası da bu işte savunmaya imkan veren pek bir malzeme olmadığı için.
Şimdi esas eğlenceliğe geliyoruz ki, savunmadaki bu bölümü ben AİHM gözüyle okudum ve iyice eğlendim. Bu bölümü neden AİHM gözüyle okuduğuma gelince, bunun için, size bu bölümü aktarmadan önce şunu not edeyim.
Avrupa toplumlarının eski Doğu Bloku dışında kalanları çok güçlü köylü toplumlarıdır. Köylülük Avrupa’nın siyasi tarihini şekillendiren en temel iki sosyal katmandan biridir. Köylülük Avrupa değer yargılarında ve siyasetinde çok yüksek bir konuma sahiptir.
Şimdi bu bilgi ile bu bölümü Avrupalı bir AİHM’cinin gözüyle okuyalım: AKP savunmasından alıntılıyorum: “…..O zaman “uygar olmayan yaşam biçimlerini laik yaşam biçimlerinin karşısına koymamız gerekecektir. Uygar yaşam biçimi incelmiş estetik duyguların, zevklerin, dışa açık dünya görüşünün, şehirleşmiş adetlerin ve görgü kurallarının içinde yer aldığı geniş bir yelpazeyi içerdiği gibi, “uygar olmayan yaşam biçimi” de kendi içinde daha geniş bir yelpaze oluşturur. Göçebelikten, köylülükten, gecekondulardaki geleneksel ve dışa kapalı yaşam biçimlerine kadar her seçenek uygar olmayan yaşam biçimi içine yerleştirilebilir”
Hiç ama hiçbir başka pasaj, AKP’nin siyasal kökenini bu kadar açık anlatamazdı.
Bunu size ayrı bir yazıda anlatacağım ama şimdilik.
Bu pasajda AKP köylüğü “uygar olmayan yaşam biçimi” kategorisine sokuyor. Halbuki, köylülük gelişmiş tüm toplumların altyapısıdır. Aristokrasinin temeli, çıktığı ve oluştuğu çerçevedir. Bir ülkenin toprak dokusunu şekillendiren, ona bakan, ülke kişiliğinin özgün yapısını oluşturandır. Sanayi toplumuna sağlıklı bir geçişi sağlayan tek güçtür. Bir milletin efendisidir, dokusu, kokusu, ruhu, milli kontürüdür.
Mustafa Kemal, “Köylü Milletin Efendisidir” derken hamaset yapmıyordu. O, engin vizyonlu, kişilikli, toprağına bağlı, tarihi çok iyi anlamış bir dahi Türk idi.
AKP savunmasının bu bölümünü ne olur, ne olur, AİHM’e de yazsın. Lütfen, rica ediyorum. Beni kırmasın. Bu cümle dava sonucunu pek etkilemez, korkmasın. Ama AİHM yargıçlarının da eğlenmeğe hakkı var bazen.
Ne olur. AİHM’e de yazın bunu, beni sakın kırmayın. Safile Usul, 4 Temmuz, 2008
|