|
Afrika bana her zaman büyüleyici gelmiştir. Ama orada öyle bir ülke var ki, hem Afrika, hem Akdeniz, hem de Avrupa kültürlerini bir arada barındırıyor. Üstelik de birbirinin içine geçmiş şekilde değil, yan yana ve beraber ama özgün. İşte bu nedenle daha önce kısıtlı kelimelerle ve resimsiz olarak yazdığım FAS’ı (Morocco) ve onun büyülü sahil kenti Kazablanka’yı (Casablanca) yazacağım.
Kazablanka denince akla temel olarak üç şey gelir : Kral Hasan II camii, Humprey Bogard, ve Atlas Okyanusu.

FOTO GALERİ İÇİN TIKLAYIN
Arapça konuşulduğu halde, diğer Arap ülkelerinden temizliği ile kesin olarak ayrılan bir ülke Fas. Ayrıca zaten konuşulan Arapça da Orta doğu Arapçasından çok farklı. Arapça bilenlerin Fas Arapçasını anlaması zor. Çünkü içinde çokça Fransızca ve İspanyolca kelime var. Bu kültürlerden etkilenen sadece dil değil, insanlar da etkilenmişler. Bunu caddelerinde, yapılarında ve insan ilişkilerinde açıkça görebilirsiniz.
Hasan II camii bunun en güzel göstergesi aslında. Alıştığımız camilerden farklı olarak bu cami son teknoloji ile donatılmış, tertemiz ve Avrupa’nın en görkemli katedrallerini kıskandıracak zarif motiflerle süslenerek inşa edilmiş. 25 bin kapasiteli yapının tamamı zeminden ısıtmalı. Ayrıca açık hava kapasitesi ise 80 bin. Aynı anda 100 bin kişi namaz kılabiliyor. Foto galeride görebileceğiniz gibi alt katında mükemmel bir Türk hamamı var. Abdesthanesi de temizliği ve zarafeti ile parmak ısırtıyor.
Kral II. Hasan’ın 60. doğum günü şerefine inşa edilip, 1993’ün tam o gününde açılan caminin özellikleri bununla sınırlı değil. Bu cami tam okyanusun kenarına inşa edilmiş, yarısı denizde yarısı da karada. Kapıları otomatik kayar kapı olarak monte edilmiş. Minaresi ise dünyanın en uzun minaresi: Tam 210 metre. Geceleri minarenin en tepesinden güçlü bir lazer ışığı, 15-20 kilometre uzaktan bile göreceğiniz şekilde Mekke’yi gösteriyor.
Her güzel yer gibi burayı da bozarlar mı bilmem ama, fanatizm henüz buralardan uzak. Foto galeride göreceğiniz gibi, caminin avlusunda da sarmaş dolaş Faslı gençler oturabiliyor. Ayrıca bu caminin içinde ziyaretçi kadınlar için baş örtme zorunluluğu yok. Dünyanın en güzel ve tarihi eserlerinden olan Sultan Ahmet camiinde olduğu gibi kesif bir ayak kokusu yok burada. Aksine, tertemiz bir hava var içeride.
Zorlama, mahalle baskısı olmayınca her şey o kadar güzel rayına oturuyor ki, kıskanmamak elde değil. Cuma günü hafta tatili orada. İnsanlar sabah geç kalkıp, geç kahvaltılarını yaptıktan sonra, tüm Müslüman ülkelerde gelenek olduğu üzere bembeyaz bol elbiseler giyip Cuma namazına gidiyor. Namaz sonrası herkesin yaptığı gibi yavaş akan bir tatil günü yaşanıyor.

FOTO GALERİ İÇİN TIKLAYIN
Kazablanka çok modern ve güzel bir turistik şehir. Ama içinde duvarlarla çevrilmiş, eski şehir diye de anılan “Medina” adında bir semt var. İşte burada o alışıldık Arap kültürü izlerini bulabilirsiniz. Sokaklarda çengele asılmış inek kafaları, bağırsaklar, işkembeler sıcağa direnerek alıcı bekliyor. Yerel halkın yaşamını burada net olarak gözlemleyebilirsiniz. Sıcak bir iklime sahip bu ülkede yerel halkın yaz-kış Cellabe (Jallabi) denen, kukuletalı uzun palto diye tanımlanabilecek giysilerden giydiğini görebilirsiniz.
Üç dört okyanus gördüm ama, Atlas okyanusu, okyanus olduğunu hissettiren ilk okyanustu. Bu şehre bu gizemi veren sadece Humprey Bogard değil sanırım. Okyanus da ayrı bir cazibe katıyor kente. Rahat durmayan, hep gerilerden başlayan dalgalı haliyle, yüzmenin imkansız olduğu, ancak serinlemek için girilen Atlas okyanusu, insana heyecan veren bir azamete sahip. Bu yüzden, sahil boyunca kumsala kurulmuş sayısız yüzme havuzu var gerçekten yüzmek isteyenler için. O engin okyanusun hemen yanı başında yüzlerce havuz görmek çok ilginç.
Ama Atlas okyanusu asıl işini geceleri yapıyor. Okyanus o kadar hareketli ve vahşi ki, gece boyunca o dalgaların rüzgarla birlikte getirdiği sis, sahilden birkaç kilometre içerilere kadar şehri su buharı ile kaplayarak daha da gizemli ve romantik bir hava katıyor şehre.

FOTO GALERİ İÇİN TIKLAYIN
Ve elbette ki Humprey Bogard. Bir şehir bir filmle ancak bu kadar özdeşleşebilir. Bunu başka şekillerde de söyleyebilirsiniz. Ama bir film bir şehri ne kadar romantik yapabilirse, işte o şehir Kazablanka’dır. Bogard’ın, şehirle aynı adı taşıyan filminin izlerini her yerde görebilirsiniz. Bogard’ın filmde sahibi olduğu Rick’s Cafe Americain, neredeyse şehre adını verecek duruma gelmiş. Birçok otelin içinde bu isimde bar var. Ama arayıp bulduğumuz gerçek Rick’Cafe, Medina yakınlarında ve Allah’tan 2004 yılında aslına tam uygun olarak restore edilmiş. İçinde de o meşhur siyah piyano var.
Yitip giden aşklar, bir daha geri gelmeyecek ölenler gibidir. Yıllar sonra bir şarkıda, bir kokuda, ya da resimde arayıp da bulmaya çalıştığınız, tekrar yüreğinizi aynı eskisi gibi çarptırmasını umduğunuz, ama eksik bir şeylerin olduğu resimler gibi.
Oysa burası farklı. Rick’s Cafe’ye girdiğinizde, sanki dünyada yaşanmış tüm aşkların yitik sevgililerinin, o siyah piyanonun başında, aynı tazelik ve heyecanla sizi beklediğini hisseder gibi oluyorsunuz. Bu öyle bir umut ki, sanki o sihirli sözcüğü bir kez söylerseniz, notaların arasından yitik aşkınız aynı tazeliğinde ve daha dün yaşanmışçasına dönüp gelecekler gibi:
“Tekrar çal Sam!”
|