|
Garip bir kör dövüşünde,
Önüne gelen bulduğu yere vuruyor.
Karşıdan bir “Ah” sesi geldiyse tamamdır.
Adamın yaptığı kanunsuzluğa yüklendin mi,
Hemen karşına çıkıyor: “Ama biz % 47 oy aldık,
Bu ülkede demokrasi var!”
Ne demokrasisi anam babam?
Ne demokrasisi?
Ortaya sandığı koyunca bunun adı demokrasi mi oluyor?
Kim söylüyor bunu?
Eğer öyleyse, İran’da da demokrasinin babası var.
Demokrasi dediğinde,
Ortaya konması gereken sandık,
Senin bildiğin sandık değil.
Eğer gerçekten demokrasi olacaksa,
Ortaya her kademeden, binlerce sandığın olması gerekir.
Partililer delegeleri, delegeler adayları seçer.
Ancak o zaman sade vatandaşın verdiği oy,
Milli iradenin sonucunu gösterir.
İşte dönüp dolaşıp geldiğimiz yer,
Yine Marmarisli ressamın bizi getirdiği yerdir.
Bizim postallı ressamın kafası bu kadar çalışıyordu.
Darbeyi yaptığında, şöyle bir düşündü:
Terörü çözmenin yolu,
Milleti dindar yapmaktı.
Çünkü ona göre dindar biri suç işlemez,
Eline silah almazdı.
Böylece Anayasaya zorunlu din dersi koydu.
Sonuç: 26 yılda yobazlık aldı başını gitti.
Siyasi hayatta gördüğü sorun ise,
Koalisyonların ülkeyi ileri götüremediği idi.
Buna bulduğu çözüm de,
Seçim sistemini değiştirmekti.
Ve işte o rüzgarla, seçim sistemi değişti.
Bugün yaşadığımız bütün belaların başı budur.
Demokrasi bir uzlaşma rejimidir.
Elbette koalisyonlar olacaktır.
Şimdi Anayasa mahkemesi AKP’yi kapatmak istediğinde,
“Aman yapmayın, demokrasilerde parti kapatılmaz” diyorlar,
Aslan demokrat liberallerimiz.
Aynen katılıyorum!
Ama bir şeye dikkat çekerek:
“Demokrasilerde parti kapatılmaz!”
İyi de bizim sistemin adı demokrasi değil ki?
Sen % 47 oy ile meclisin %63’üne sahipsin.
Senin olmayan %16 oy ile kanunları değiştiriyorsun,
Senin olmayan oy ile Cumhurbaşkanı seçtin.
DYP’nin, ANAP’ın, GENÇ Parti’nin, komünistlerin,
Sosyalistlerin, İŞÇİ Partisi’nin, yeşillerin hepsine dedin ki:
“Arkadaş sizin oyunuzun paçavra kadar değeri yok!
Düşünüp, kafa patlatıp oy vermenize de gerek yok!
Sizin yerinize ben düşünürüm ve sizi de ben temsil ederim!”
Sonra onların oyunun üzerine oturarak,
Cumhuriyetin temel ilkelerini değiştirmeye çalıştın.
Bunun adı mı demokrasi?
Öte yandan sizi dengeleyebilecek olanlar da aynı sorunla yüz yüze.
Ulusalcı mısın, ya da solcu veya sosyal demokrat,
İstemesen de ağlaya ağlaya gidip Baykal’a oy vereceksin!
Çünkü eğer vermezsen, oyun AKP’ye gidecek!
İyi de vatandaş mecbur mu cep telefonu bile kullanmayı bilmeyenlerin,
Muhalefetten memnun olanların yönettiği partiye oy vermeye?
Elbette mecbur!
Eğer vermezse, oylar bölünecek diye korkuyor.
Şimdi bunun adı mı demokrasi?
Güldürmeyin beni.
Tuncay Özkan Gaziantep’te 250 kişi toplayabildi diye,
Alay eden edene…
Oysa adam 1.280.000 kişi topladı.
Çok değil mi?
Ama yetersiz.
Eğer 3,5 milyon kişi toplayamazsa, meclise giremez.
Aslında demokrasilerde 1 milyon 300 bin kişi,
Aşağı yukarı 50 tane milletvekili demektir.
Alay edenlere soruyorum:
Tuncay Özkan’ın mecliste oturup,
Arkasında Süheyl Batum’la, Erol Manisalı ile birlikte,
Anlı şanlı AKP’nize muhalefet etmesini istemezdiniz değil mi?
Ya da tek başına bir Doğu Perinçek’in?
Sevsinler demokrasinizi…
Doğru, demokrasilerde parti kapatılmaz.
Ama burada demokrasi falan yok!
Olmasını istemeyen de şimdi köşe bucak ağlayan,
Travma üstüne travma geçiren ağababalarınız.
O zaman bal gibi kapatılır kardeşim!
Ağlasan da zırlasan da kapatılır.
Gerçekten demokrasiye taraf olana kadar,
Kimseden sana destek olmasını isteme.
Yüzde 63 yüzde 47’ye,
Yüzde 37 de yüzde 53’e denk olana kadar
Demokrasi diye çıkıp sızlanma,
Ağlayacaksan da çekil bir köşeye ağla…
|