|
Türkiye’nin mevcut Hükümetinin demokrasi, demokrasi toplumlarında hukuk konusundaki ehliyet derecesini anlatabilmek için yakın bir anıya başvurmam lazım.
2005 senesinde Hükümetin Başbakanı Erdoğan acil bir durum nedeniyle Brüksel’e gitmek zorunda kaldı.
Onu Brüksel’e gitmeye zorlayan Başbakan’ın yeni TCK’ya girmesini istediği zina yasasının zamanın AB Komisyonu Genişlemeden Sorumlu Üyesi Verheugen’in sert vetosu ile karşılaşması idi.
Başbakan yanına bakanları Nimet Çubukçu ve Mehmet Aydın’ı da alarak Brüksel’e gitti.
Amacı bir kadın bakan ve bir din uzmanı bakanla Verheugen’i ikna etmekti.
Bu toplantı bana, toplantıda neler konuşulduğunu bilen AB bürokratları tarafından anlatıldı.
Toplantıyı bana anlatan AB bürokratları son derece alaycı bir üslupla, Başbakan’ın orta çağ hukukunu nasıl savunmaya çalıştığını, Verheugen’e Nimet Çubukçu’yu işaret ederek, “Biz istemiyoruz, kadınlarımız istiyor bu yasayı” dediğini, çağdaş hukuk normlarından ne kadar bihaber olduğunun farkında dahi olmadığını, Verheugen’in toplantının sonunda, “Bu çağda böyle bir hukuk olamaz” şeklindeki katı tutumunun ardından Erdoğan’ın geri adım attığını anlattılar.
Tabii, Adalet ve Kalkınma Partisi demokrasi ve hukukun asırlar boyu devinerek ortaya çıkardığı zihinsel devrimler alanında henüz çok yeni.
AKP merkezle yoğrularak veya Türk siyasi tarihinin zihinsel aşamalarına katkı sağlayan devinimci bir siyaset tecrübesinden değil, merkez devletle din eksenli bir çatışkının mirasından geliyor.
Tecrübesizliği ve demokrasi ile evrensel hukuk alanının zihinsel kodlarına yabancılığı çok normal.
Ancak.
Şu anda Türkiye’nin çok büyük bir sorunu var.
Demokrasilerde tüm topluma güvence veren kurallar vardır.
Bu kurallar o ülkenin Anayasası, o ülkenin ceza kanunları, o ülkenin kuralları belli kurumları, o ülkenin teamülleri vs. vs tarafından sağlanır o ülkenin halkına.
Şu anda ise, kuralları belli olmayan bir oyun hüküm sürmekte.
Türkiye’de hüküm süren, “suç nedir, özel iletişim alanında cereyan eden konuşmalar da suç olarak mütaala edilebilir mi?” durumunun belirsizliği insanları korkuların, hatta yersiz korkuların çemberine sürüklemekte.
Kuralsız ve devletsiz demokrasi olmaz.
Türkiye’de mevcut tüm siyasi partilerin, (Hükümet partisini kastetmiyorum, çünkü Hükümet partisini bu belirsizliğin nedeni olarak görüyorum) siyasi çabalarını bu yöne kaydırmaları gereklidir.
CHP, Anavatan, MHP, DSP, eski aklı başında siyasiler, her kim varsa, şimdi Türkiye’ye bunu borçludurlar.
Şimdi bir de, bugün dikkatimi çeken bir haberden söz etmek istiyorum.
Alman Yeşiller Partisi’nden Cem Özdemir, bir demeç vermiş ve, “Laiklikle ilgili endişeler AB tarafından daha fazla anlaşılabilir, CHP ile ortak endişelerimiz vardır, paylaştığımız görüşlere örnek olarak mahalle baskısını gösterebiliriz, bu çok ciddi bir konudur, bu sorunu Avrupa da kısmen yaşıyor” demiş.
Şuna dikkat çekmek isterim ki, Cem Özdemir’in bu ifadesi AB çevrelerinde yaygın olarak da muhakkak konuşulmakta.
Siyasi partilerin Türkiye, demokrasi, hukuk kuralları konularında kendilerini uluslararası plana (da) entegre etmeleri gerekir.
Sapla samanın ayrılmasının çok gerekli olduğu bir dönemden geçiyoruz.
Demokrasi ve hukukun ve de kavramların gözbebeğimiz gibi korunması gereken bir dönemden geçiyoruz.
Şunun unutulmaması gerekir, toplumlarda belirsizlik ve kuralsızlıklar önce kavramlarla oynanarak oluşturulur.
Türkiye ve dünya siyasi tarihi bunun sayısız örnekleri ile doludur.
Bu arada.
Erdoğan dün grup toplantısında temiz eller operasyonundan söz ediyordu.
Hey gidi dünya, kavramlarının tepetaklak olma sıklığı ne kadar da fazla!
Bilmeyenlere anlatalım.
“Temiz Eller” İtalyan devletinin, ikinci dünya savaşının artık unsurlarının devlet içindeki güçlerini kişisel menfaat, mafya tipi örgütlenmeler ile birleştirdiği tablonun cesur İtalyan savcılarınca temizlenmesine ön ayak oldukları döneme verilen addır.
Türkiye benzer bir dönemi 80- 90’lı yıllarda yaşamış ve bunun neticesinde de 1999’da AB’ye resmen aday statüsünü alabilmiştir.
Erdoğan’ın devraldığı Türkiye’de, 70’ler İtalya’sının, devletin tepelerinde örgütlü yarı siyasi, yarı mafya çeteleri yoktu.
Erdoğan’ın devraldığı Türkiye temiz bir Türkiyedir.
Kuralları belli olan bir Türkiyedir.
Kavramları açık bir Türkiyedir.
Tüm Ortadoğu’da imrenilen bir Türkiyedir.
Bugün ise, sadece dış basında yazılanlar bile, bugünkü Türkiye tablosunun ne olduğunu çok net bir biçimde göstermektedir.
Türkiye hakkında AKP öncesi dönemde yazılanlara ve söylenenlere ise, bu gözler, bu kulaklar ve de arşivlerin hafızası şahittir.
Bunun dışında, ayrıca, Türkiye’de bugün ne tür bir “korku imparatorluğu” çehresi olduğunu görüyoruz.
Bugünlük son olarak.
Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nden kişilerin özel iletişimlerine hukuksal müdahalenin ve bunların suç unsuru olarak kullanılmasının sınırları konusunda görüş rica ettim. Yollayacaklar. Bu konuya ilişkin geçmiş davaları ve AİHM kararlarını da yollayacaklar. Size aktaracağım. Şu anda bu konu üzerinde çalışıyorum. Kamuoyunun ilke olarak bazı kuralları bilme hakkı vardır.
|