|
Beklenen gün geldi, Ergenekon iddianamesi bugün açıklanıyor.
İddianameden ne çıkabilir?
Ergenekon iddianamesinin tutkunlarından Star Gazetesi yazarı Şamil Tayyar’ın yazdıklarından, “tutkunların” da bu iddianameden çok umutlu olmadıkları sonucunu çıkarıyorum.
Şamil Tayyar, örneğin, 9 Temmuz tarihli yazısında şöyle diyor:
“Savcıların kanaati ve hazırladıkları iddianame, Sarıkız-Ayışığı-Eldiven iddianamesi olursa, açıkça söyleyeyim baştan ölü doğar. Bu konuda atılacak en sağlıklı adım Meclis’te araştırma komisyonu oluşturulup darbe senaryolarının irdelenmesi, ortaya çıkacak sonuca göre yargılama safhasının başlatılmasıdır”
Şamil Tayyar, iddianameden pek umutlu değil ki, ikinci adımı şimdiden belirlemiş.
Meclis’in darbe işine el koyması.
Şimdi gelelim esas kaydetmek istediklerimize.
Bugün iddianamenin açıklanmasından sonra en evvela şunu göreceğiz:
Ergenekon iddianamesi tez olarak, tutuklanan eski komutanlar yüzeyde olmak üzere, temelde, arka zihninde TSK’yı sorgulayan siyasi bir teze mi dayanıyor.
Eğer söz konusu olan buysa, bu iddianameden çıkacak bir şey olmayacaktır.
Daha doğrusu olacaktır ama bu “out-put” (ortaya çıkan), siyasi bir “out-put” olacaktır.
Yani, hukuken kimseyi bir yere götürmeyecek, dava hukuki sonuçlar oluşturamayacaktır
Muhtemelen de bu dava bir dizi AİHM davasının konusu olacaktır.
Bugün iddianame açıklandıktan sonra bakacağım ilk husus bu olacak.
Yeri gelmişken şunu da söyleyeyim.
Dün basında yer alan “Komutanların 2003 muhtıra toplantısı” konulu haberlerde yer alanların alayı hikaye.
Birincisi; haberlerde yer alan konuşmaların otantik olmadığı, bölük pörçük zaman ve konuşmalardan eksikli bir araya getirildiği belli. (Yaşar Büyükanıt, İlker Başbuğ, Hurşit Tolon, Şener Eruygur, İbrahim Fırtına)
Ama otantik olsa bile, bu tür konuşmalarla kimsenin gidebileceği bir yer yok.
Burada esas dikkat çekici olması gereken ise, bir devlet kurumunun iç disiplini içersindeki konuşmaların nasıl böyle, bu şekilde sorgulanabildiği.
Türkiye’yi Avrupa’dan ayıran en temel olgulardan bir tanesi de işte bu.
Devlet kurumunun Türkiye’de en abes şekillerde sorgulanıyor olması.
Zaten konu eğer Türkiye’de devletin sorgulanması ise, bunun sınırı da tabii ki yok.
Devletin neresi meşru, kim nereyi gayri-meşru hale getirmeye çalışıyor, buna dikkat etmek lazım o zaman.
Ve, bunun adını da bir zahmet koymak lazım.
İddianamenin, bu siyasi yön dışında, dikkatle inceleyeceğim iki noktası daha var.
1- Tutuklanan komutanların görev süresine ait konulardan dolayı iddianamede yer aldığını sanmıyorum. O halde, Hurşit Tolon ve Şener Eruygur’un, emeklilik döneminde sahip oldukları hangi ilişkiler nedeniyle iddianamede yer aldığını ve bu ilişkilerin suç unsurlarının nasıl tarif edildiğini ve bu tarifin bir siyasi çıkarım tarifi mi yoksa hakikaten suç bulgularına dayalı hukuki bir tarif çerçevesi taşıyıp taşımadığını merak ediyorum.
2-Danıştay saldırısı:
Bu konuda hakikaten bir şeyleri çözebildiyse iddianame, o zaman bu Türkiye için büyük bir kazanımdır.
Bu konuda somut olarak merak ettiğim ise, şu.
“Devlet iyi yönetilmiyor, karışıklık çıkaralım, dinci görünümlü bir Danıştay saldırısı ile Ordu’yu darbeye zorlayalım” diyen bir çete mi vardı Danıştay saldırısının ardında?
İddianameye bu açıdan da dikkatle bakacağım.
Eğer bu açıdan bir şey sunmuyorsa iddianame, sunacağı pek başka bir şey olacağını da sanmıyorum.
Taraf Gazetesi’nde yer alan haberleri dikkatle okudum örneğin.
Çoğu yalanlandı. (Hilmi Özkök’e suikast planı, yargı ile toplantılar vs. )
Eruygur ve Tolon’un Türkiye’de karışıklık çıkarmak için DHKP-C, PKK gibi örgütleri kullanma düşüncesi haberinin doğru olabileceğine inanmak için ise, insanın hakikaten İQ ve EQ sorununun olması veya Taraf gibi kökleri derinde bir histeri yaşıyor olması gerekir.
İddianameyi bugün göreceğiz.
Ardından da somut olarak konuşabileceğiz.
Bir de tabii, iddianamenin Kuddusi Okkır bölümünü özel bir dikkatle okuyacağız.
O adamcağız çok acı çekmiş ve bundan kimsenin haberi olmamış.
Bakalım bu acıyı çekmesine sebep olabilecek ne yaptığı iddia edilmiş.
|