|
Biliyorum tüm vatanseverler iyi niyetli, Ve Ata’nın Nutuk’una gereken önemi veriyor. Ama liboş cemaat öylesine yaygaracı ki, Zaman zaman tarihi gerçekler ışığında,
İçinde bulunduğumuz durum unutuluyor. Oysa Ulu önder öylesine sözcükler kullanarak, O kadar net tarif etmiş ki adı geçen partiyi, Onun engin öngörü yeteneğine, Müthiş devlet adamlığına ve tespitlerine, Bir kez daha hayran olmamak elde değil.
Şimdi aşağıda okuyacağınız Nutuk’un ilgili bölümlerinde, Tek harfini değiştirmeden, sadece bazı kısımlarını atlayarak, Ve adının geçtiği yerleri “…..” olarak göreceğiniz partinin, Hangi parti olduğunu tahmin etmenizi istiyorum.“…Bilindiği üzere «…..» diye bir parti kurdular. Bu partinin gizli eller tarafından çizilen programını da ortaya attılar.
«Cumhuriyet» kelimesini ağızlarına almaktan bile çekinenlerin, Cumhuriyet'i doğduğu gün boğmak isteyenlerin, kurdukları partiye «…..» ve hem de «…..» adını vermiş olmaları, nasıl ciddîye alınabilir ve ne dereceye kadar samimî sayılabilir.
«Parti, dinî düşünce ve inançlara saygılıdır» ilkesini bayrak olarak eline alan kimselerden iyi niyet beklenebilir miydi? Bu bayrak, yüzyıllardan beri cahilleri, bağnazları ve hurafelere inananları kandırarak özel çıkarlar sağlamaya kalkmış olanların taşıdıkları bayrak değil miydi?
Türk milleti, yüz yıllardan beri, sonu gelmeyen felâketlere, içinden çıkabilmek için büyük fedakârlıkların gerekli olduğu pis bataklıklara, hep bu bayrak gösterilerek sürüklenmemiş miydi?
Cumhuriyetçi ve yenilikçi olduklarını zannettirmek isteyenlerin, yine bu bayrakla ortaya atılmaları, dini bağnazlığı coşturarak, milleti, Cumhuriyet'e, ilerlemeye ve yenileşmeye karşı kışkırtmak değil miydi?
Yeni parti, dinî düşünce ve inançlara saygı perdesi altında: «Biz Hilâfet'i yeniden isteriz; biz yeni kanunlar istemeyiz; bize Mecelle yeterlidir;
Medreseler, tekkeler, cahil softalar, şeyhler, müritler biz sizi koruyacağız; bizimle birlikte olunuz! Çünkü, Mustafa Kemal'in partisi Hilâfet'i kaldırdı.
(Günümüzde çokça bahsedilen meşhur Travma -FFB)İslâmiyet'e zarar veriyor; sizi gâvur yapacak, size şapka giydirecektir» diye bağırmıyor muydu?
Efendiler, olaylar ve olup bitenler ortaya koydu ve ispat etti ki, «…..» nın programı en hain kafaların eseridir. Bu parti, memlekette suikastçıların, gericilerin sığınağı ve ümitlerinin dayanağı oldu. Dış düşmanların, yeni Türk Devleti'ni körpe Türk Cumhuriyeti'ni yıkmayı hedef alan plânlarının kolaylıkla uygulanmasına yardım etmeye çalıştı.
Efendiler, yaptığımız inkılâbın genişliği ve büyüklüğü karşısında, eski hurafelerin ve müesseselerin birer birer yıkılışını gören bağnaz ve gerici unsurlar, «dinî düşünce ve inançlara saygılı» olduğunu ilân eden bir partiye ve özellikle bu partinin içinde isimleri ün yapmış kimselere dört elle sarılmazlar mı? Yeni parti kuran kimseler bu gerçeği kavramış değiller midir?
O halde, ellerine aldıkları din bayrağı ile, millet ve memleketi nereye götürmek istiyorlardı? Böyle bir soruya verilmesi gereken cevapta iyiniyet, gaflet, kayıtsızlık gibi sözler, memleketi ileriye götüreceğim diye ortaya atılan bir partinin ileri gelenleri için mazeret sayılamaz!
Efendiler, yeni parti kendine ad olarak seçtiği «…..» ve «…..» kelimelerinin tam tersi olan anlamlarla gelişmiştir. Bu partinin liderleri, gericilere gerçekten ümit ve kuvvet vermiştir.
Efendiler, «…..» ve «…..» kelimelerini kullanarak, bize ve milletin aydınlarına karşı din bayrağını gizlemeye çalışanların, memlekette genel bir gericilik ve ayaklanmaya yol açmak için içeride ve dışarıda türlü düzen ve kışkırtmalarla uğraşanların varlığından habersiz oldukları düşünülebilir mi?
Yeni partiye girenlerin bütün üyeleri söz konusu olmasa bile, dinî vaatleri başarıya ulaşmanın en etkili unsurları sayan ve bununla ilgili sloganı tüzüklerine de koymuş olan kimselerin, şahıslarımıza ve memlekete karşı yöneltilmiş olan suikastlardan habersiz oldukları kabul edilemez!
Onlar tam tersine, bu defa da «dinî düşünce ve inançlara saygılıyız» sloganını büsbütün zıt bir anlamda yorumlamaya kalkıştılar.
Sözde, bu sloganla, her dinin ve her dinden olanların düşünce ve inançlarına saygılı olduklarını belirtmek... geniş ölçüde hürriyetçi olduklarını anlatmak istiyorlarmış...
Efendiler, böyle bir tutuma dürüst ve samimidir denemez!
Politika dünyasında birçok oyunlar görülür. Fakat, kutsal bir ülkünün kendini ortaya koyduğu Cumhuriyet rejimine, çağdaş yenileşmeye karşı, cahillik, bağnazlık ve her türlü düşmanlık ayağa kalktığı zaman, özellikle yenilikçi ve cumhuriyetçi olanların yeri, gerçekten yenilikçi ve cumhuriyetçi olanların yanıdır.
Yoksa gericilerin ümit ve faaliyet kaynağı olan saf değil...
Ne oldu Efendiler? Hükümet ve Meclis olağanüstü tedbirler almayı gerekli gördü. Takrir-i Sükûn Kanunu'nu (Huzur ve güvenliği sağlama kanunu-FFB)
çıkardı. İstiklâl Mahkemeleri'ni kurdu. Ordunun savaşa hazır sekiz dokuz tümenini, uzun zaman isyanı bastırmak üzere görevlendirdi. «…..» denilen zararlı siyasî kuruluşu kapattı.”
Evet ne kadar etkileyici değil mi? Bulabildiniz mi bu partinin hangisi olduğunu? Ne hazindir ki, Ata’nın bahsettiği isyan ve suikastları hatırlayamamamıza rağmen, Hatırladığımız isyan ve suikastlar var.
1 Mayıs katliamı: 1 Mayıs 1977. Taksim'de işçi bayramını kutlayanların üzerine ateş açıldı, 36 kişi öldü
Kahramanmaraş katliamı: 23-24 Aralık 1978. Alevi yurttaşlara dönük saldırılar sonucu 100'ü aşkın kişi öldü
Çorum katliamı: Mayıs 1980. Çoğunluğu Alevi yurttaşlarımız olmak üzere 48 kişi yaşamını yitirdi
Sivas katliamı: 2 Temmuz 1993. Otuz üç aydın yobazlarca yakılarak öldürüldü. Bir de faili meçhul suikastlara bakalım:
Ord. Prof. Dr. Bedri Karafakioğlu: İstanbul Teknik Üniversitesi Elektrik Fakültesi Dekanı. 20 Ekim 1978'de İstanbul'da öldürüldü
Doç. Dr. Bedrettin Cömert: Hacettepe Üniversitesi öğretim üyesi. 11 Temmuz 1978'de aracının içinde uğradığı silahlı saldırı sonucu öldürüldü
Doğan Öz: Ankara Cumhuriyet Savcı Yardımcısı. 24 Mart 1978'de Ankara'da uğradığı silahlı saldırı sonucu yaşamını yitirdi
Prof. Dr. Ümit Doğanay: İstanbul Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi Dekan Yardımcısı. 20 Kasım 1979'da İstanbul'da uğradığı silahlı saldırı sonucu yaşamını yitirdi
Prof. Dr. Cavit Orhan Tütengil: İstanbul Üniversitesi İktisat Fakültesi Sosyoloji Kürsüsü Başkanı. 7 Aralık 1979'da İstanbul'da uğradığı silahlı saldırı sonucu öldürüldü
Ümit Kaftancıoğlu: TRT yapımcısı ve yazar. 11 Nisan 1980'de uğradığı saldırı sonucu öldürüldü
Kemal Türkler: Maden-İş Genel Başkanı. 22 Temmuz 1980'de İstanbul'da Merter'de uğradığı silahlı saldırı sonucu yaşamını yitirdi
İlhan Erdost: Onur ve Sol Yayınları'nın yayıncısı, yazar. 7Kasım 1980'de Ankara Mamak Cezaevi'nde askeri aracın içinde dövülerek öldürüldü
Prof. Dr. Muammer Aksoy: Atatürkçü Düşünce Derneği Başkanı ve anayasa hukuku profesörü. 31 Ocak 1990'da evinin önünde uğradığı silahlı saldırı sonucu yaşamını yitirdi
Doç. Dr. Bahriye Üçok: İlahiyat Fakültesi öğretim üyesi. 6 Ekim 1990 tarihinde evine gönderilen bombalı paketle öldürüldü
Turan Dursun: Gazeteci-yazar. 4 Eylül 1990'da İstanbul'da evinin önünde uğradığı silahlı saldırı sonucu katledildi
Kemal Kayacan: Eski Deniz Kuvvetleri Komutanı ve CHP milletvekili. 29 Temmuz 1992'de İstanbul'da uğradığı saldırı sonucu öldürüldü
Çetin Emeç: Hürriyet Gazetesi Genel Yayın Yönetmeni. 7 Mart 1990'da İstanbul'da vurularak öldürüldü
Musa Anter: Gazeteci-yazar Musa Anter, 20 Eylül 1992'de Diyarbakır'da uğradığı saldırı sonucu öldürüldü
Onat Kutlar: Gazeteci-yazar. 30 Aralık 1994'te bombalı saldırıya uğradı Kutlar, 11 Ocak 1995'te İstanbul'da yaşamını yitirdi
Prof. Dr. Ahmet Taner Kışlalı: Ankara Üniversitesi İletişim Fakültesi öğretim üyesi. 21 Ekim 1999'da evinin önünde aracına yerleştirilen bombalı paketin patlaması sonucu yaşamını yitirdi
Dr. Necip Hablemitoğlu: Ankara Üniversitesi öğretim görevlisi. 20 Aralık 2002 tarihinde evinin önünde uğradığı silahlı saldırı sonucu yaşamını yitirdi
Yaşadıklarımız, Ata’nın söyledikleriyle bire bir örtüşmüyor mu? Şimdi bir de “Temiz eller” operasyonu ile karşı karşıyayız. Recep Bey’in söylediğine göre, İtalya’daki gibi temiz eller yapıp, Gladyoyu ortaya çıkartacakmışız. Temiz eller operasyonu mu yapacağız? Yukarıdaki isimlerin katilleri bulunmadan,
Daha da önemlisi, Türk Gladyosu’nu ortaya çıkartmaya çalışırken, 1993’ün soğuk bir Şubat günü katledilen, Bu Cumhuriyetin gerçek evladı Uğur Mumcu’nun katilleri bulunmadan, Temiz eller falan olmayacak, Eller asla temizlenmeyecek!
Ve o soğuk Şubat günü karanfil yağmuru altında, “Yiğidim aslanım burada yatıyor” diyen on binlerin, Yüz binlerin sıcak nefeslerinin havadaki buharı, Ellerini temizleme yanaşmayanların, Gecelerinin en kötü kabusu olarak kalacak.
Bir temiz eller operasyonu olacaksa, Uğur Mumcular’ın katillerinden başlayacak!
|