|
ATV-SABAH ihalesinde etkili olduğu için Başbakan Recep T. Erdoğan hakkında verilen gensorunun ön görüşmelerinde öyle çok kuşkulu belge ve bilgiler ortaya kondu ki, bana göre asıl bundan sonra yeni bir gensoru verilmeli.
Ve önce AKP milletvekillerine bu belge ve bilgileri inceleme fırsatı sağlanmalı.
CHP tarafından verilen gensoru önergesi “Nasıl olsa AKP oyları ile reddedilir” ön yargısı ile önemsenmemişti.
Fakat, önerge sahipleri adına konuşan CHP Grup Başkan vekili Kemal Kılıçdaroğlu, sakin üslubu ile hem nalına hem mıhına öyle bir çaktı ki, AKP sıraları adeta dondu.
İki Devlet bankasının verdiği kredilerin, Cumhuriyet tarihinde bir “rekor” olduğunu söyleyince balkondan baktım, AKP sıralarında herkes mahcup bir edayla gözlerini yere doğru indirmişlerdi. Ama nafile, sonunda yine de Başbakanları için oy verdiler.
CHP lideri Deniz Baykal da bu gensoruya önem veriyordu. Tarih ve yer göstererek Başbakan’a öyle bir soru sordu ki; aylar önce Gazeteport’ta çıkan bir haberi hatırladım:
“14 Kasım 2007 günü, saat 22.55’te Ankara Esenboğa’nın VİP salonunda önemli bir işadamı ile baş başa görüştünüz mü? Kendisine, bu ihaleden çekilin, dediniz mi?”
TBMM Genel Kurul salonunda buz gibi bir hava esti..
CHP’liler alkışlıyordu. DTP milletvekilleri bile AKP sıralarına bakıp gülüyorlardı.
Baykal, sorusunu bir kez daha yineledi:
“Bu büyük işadamı kimdi? Ne dediğini açıkla!”
Yanımdaki arkadaşın kolunu sıktım:
“Ben işadamının kim olduğunu biliyorum. En azından tahmin ediyorum.”
“Kim peki?”
“Bankasını Yunanlı işadamlarına sattı, elinde yüklü miktarda nakit var!”
Hüsnü Özyeğin, olduğunu söylemedim. Ama arkadaşım da tahmin etti:
“O halde, Finansban’ın eski sahibi olan Hüsnü Özyeğin’dir.”
Baykal, düşük faiz ve teminat bile alınmadan Çalık grubuna yüklü miktarda kredi açan iki bankanın yetkililerini de suçlayarak, “Çok değerli başka iş adamları aynı koşul ve miktarlarda, gerekirse biraz daha az miktarda kredi isteyince onlara neden vermediniz? Normal vatandaşlar da kredi isteyince niçin geriye çevirdiniz?” diye sordu.
Dinleyenleri etkileyen bir konuşmaydı. Ama istim arkadan gelecekmiş meğer! Asıl bombayı eski Başbakanlardan Mesut Yılmaz patlattı:
“Bu bankalardan birinin iki yönetim kurulu üyesi istenen miktarda krediye imza atmadılar ve direndiler. Sonra, ısrarlar sonucunda istifa ettiler. Kredi kararının altına yerlerine atanan yetkililer imza koydular. Ayrıca, bir işadamı ile sayın Başbakanın konuştuğuna dair benim de duyumlarım oldu..”
Mesut Yılmaz, vakti zamanında bir medya satışına Başbakan olarak kendisi katıldığı için, satış olmamasına rağmen, Yüce Divan’da yargılanmıştı. TBMM içinde yeterli desteği vardı, ama devir değişince, AKP oylarıyla hakkında verilen soruşturma önergesi kabul edilmiş ve sıkıntılı bir yargılama süreci yaşamıştı. Şimdi de Başbakana seslendi:
“Üstündeki zırhı çıkar da
o zaman konuş.”
Bütün bu konuşmalar Meclis tutanaklarına geçti. Yapılan oylamada AKP çoğunluğu ile gensoru reddedildi. Fakat, yarın iktidar değişikliğinde mecliste verilecek ilk soruşturma önergesi bu ATV-SABAH satışıyla ilgili usulsüzler olacaktır.
Belki de sırf bu yüzden Anayasa Mahkemesi’nin sürekli üstüne gidiliyor.
AKP içten de, dıştan da bağımsız yargının üzerine çullanıyor ve çullandırıyor.
Gazetelerde çarşaf, çarşaf Anayasa Mahkemesi ile ilgili kulis haberleri çıkıyor:
“Türban yasasının iptali reddedilecek, gerekçeli karara göre Kapatma kararında da bir orta yol bulunacak..”
Orta yol, lafını da ilk dile getiren TBMM Başkanı Köksal Toptan oldu.
Bir hukuk adamı olarak, kendisini çok eskiden beri tanıyan çevrelerde büyük bir hayal kırıklığı yarattı. Ancak, her gün bu konuda konuşuyor.
Son olarak Avusturya Cumhurbaşkanı da aynı konuya değindi.
Yanında, Başsavcının AKP kapatma gerekçeleri arasında sorumlu tuttuğu ve siyasi yasak getirilmesini istediği Cumhurbaşkanı Abdullah Gül varken, “Bir partiye kapatma davası açılmasını kabul edemeyeceklerini” söyledi.
Bir devlet başkanı, bağımsız ve ulusal egemenliğine sahip bir başka devletin başkanı yanında, aleni, müstemleke valisi tavrı içine girebiliyor. Ciğerim buna yanıyor!
Kendi ülkesinde ırkçı parti lideri Haider’in durumu sorulunca da, “Onun hakkında dava açılmadı, aynı şey değil” diyor.
Aynı şey olmadığını söylüyor ama, o da bir Devlet refleksi idi, bu da laik Devletin bir refleksidir, ha mahkeme olmuş, ha bir başka önlem, ne fark eder?
Bağımsız Türk yargısı, gerçekten içten ve dıştan saldırıya uğramış vaziyette..
Böyle olmasaydı, dün Yargıtay Başkanlar Kurulu bildiri yayınlar mıydı?
Kurulun uzun bildirisinde, öyle ana konulara temas ediliyor ki, şaşarsınız:
“Yargı bağımsızlığı hazmedilemiyor ve yargı mensupları hedef gösteriliyor. Yargıtay Başsavcısı aleyhine husumet yaratılıyor… Türban düzenlemesi toplumda mutabakat sağlanmadan önlenemeyen bir hızla yasalaştırılıyor… Yeni Anayasa Taslağı, Yargı kuruluşlarına gösterilmeden yabancılara dağıtılıyor… Yargı ve yargı mensupları da yabancılara şikayet ediliyor.. “
Adalet Bakanı Mehmet Ali Şahin, bu bildiriden çok alınmış olacak ki, bir bakana asla yakışmayacak bir üslupla anında tepki gösterdi:
“Dam üstünde saksağan!”
O halde, “Vur beline kazmayı” diyeceksiniz!
Bakana göre bildiri “yersiz ve siyasi” içerikte.
“Dam üstündeki saksağan” acaba siyasi nitelikte ve içerikte mi?
Türkiye rahatsız, çok rahatsız.. Başbakan da gözünden rahatsız.
Hem dinleniyor, hem de önüne geleni (!) dinletiyor..
Devletin öteki işleri yavaşladı. Ekonomi tökezledi. Borsa inip çıkıyor.
Şimdi varsa yoksa, bizleri dinliyorlar ve fişliyorlar.
Yüksek yargıçlar bile izletilip dinletiliyor, Başbakan rahatsız, o dinleniyor.
Ağır mesai!
|