|
Yargıtay Başkanlar Kurulu tarafından dün yayınlanan bildiri, Adalet ve Kalkınma Partisi’ne karşı açılan kapatma davasının sonucu hakkındaki ilk somut ipucudur.
Bu bildiri Adalet ve Kalkınma Partisi hakkında çıkacak kararın kapatma olacağına delalet etmekte.
Ve, bu karar tam da önceden sözünü ettiğimiz bir eksende şekil alacağa benziyor.
Ayrıca, son günlerde gündeme gelen üçüncü yol ihtimaline (Köksal Toptan ve Haşim Kılıç’ın söyledikleri etrafında şekillenen yorumlardan söz ediyorum) bir cevap gibi de duruyor bu bildiri.
Şimdi ama önce. Yargıtay Başkanlar Kurulu Yargıtay’a bağlı 35 dairenin başkanı olan yüksek yargıçlardan müteşekkil. Başkanlar Kurulu’nun mutad bir toplanma takvimi yok Yargıtay’dan bize verilen bilgiye göre. Toplantılar gündeme bağlı olarak birkaç gün önceden saptanıyor. Dün sabahki toplantı da hafta başında kararlaştırılmış. Toplantı saat 10.00’da başlamış ve bildiri toplantı esnasında yargıçlar tarafından şekillendirilmiş. Toplantının başka gündem maddeleri olmakla beraber, ağırlıklı gündem bu bildiri imiş.
Bu detayları sonuç açısından önemli olduğu için değil, sadece bilgi olarak yazıyorum. Ancak Yargıtay’ın 35 dairesinin başkanları olan yüksek yargıçların bu bildiride dile getirdiği hususlar, yargının laiklik, rejim ve demokrasi düzeni dengelerine nasıl baktığını gösteren bir grafiğin koordinatlarını teşkil ediyor. Karar verici yargıçların da, ağırlıklı olarak bu grafik ortalamasında olduğu dikkat alınırsa ortaya çıkan sonucun kapatılma olacağı öngörülebilir.
Yargıtay Başkanlar Kurulu Bildirisi’nin en can alıcı noktalarına azami dikkat şimdi:
1-Toplumun yoğun ve isabetli refleksi, anılan taslağın (Anayasa taslağı kastediliyor-SU) yasalaşması girişiminde duraksama yaşatmış ancak Anayasa’nın 10. ve 42. maddeleriyle ilgili değişiklik engellenemeyen bir hızla yasalaştırılmıştır”
Bu cümleye dikkat.
AKP’yi bu davada sıkıştıran en temel hususu dile getiriyor bu cümle. Ve, AKP eğer kapatılırsa kararın gerekçesinde bu veya böyle bir cümlenin yer alacağı beklenmeli. Anayasal düzene yasama ekseninde yönelme suçu isnadı bu veya böyle bir cümle üzerinden gidecek. Kanaatim bu yönde.
Buna benzer cümleler AİHM’in Refah kararında da var.
Anayasal düzene yönelim ve bu tarz bir yönelimin hızı bu tür suç isnatlarında ve kararın niteliği açısından çok önemli bir unsur.
2-“ …..yerine, ‘dilediği her şeyi yapabilme yetkisini halktan aldığı’ gibi şaşırtıcı bir inançla yargıyı ve mensuplarını halka şikayet ederek, hedef göstererek, hatta yabancı kişi ve kuruluşların yardım ve katkılarını sağlayarak Türk yargısını etkileme niyet ve gayretine girmek suretiyle açılan kapatma davasında lehte sonuç alma heves ve yöntemleri sıklıkla denenir olmuştur”
Bu çok ağır bir cümle ve bunu kaleme alanlar, unutmayınız ki, yüksek yargıçlar.
Ne dediklerini ve ne demek istediklerini bilerek formüle ediyorlar bunları. Bu cümlede ağır olan ise, şu; yargıçlar AKP’yi devlet dengelerini halkoyuyla bozmaya teşebbüs etmek ve bu yolda devletin esaslarına karışmaması gereken yabancılardan yardım almakla eleştiriyor. Devlete yönelmiş olmak tarifi de var bu ifadede.
Adalet ve Kalkınma Partisi şu ana kadar Anglo-Sakson yaşamın (dini cemaatlerin devletten özerk konumları) siyasi koşullarına uygun gerekçelerle hareket etti ve bu noktalardaki ayrımı fark etmedi. Eğer fark etmiş olsaydı, şundan kimsenin kuşkusu olmasın ki, MHP’nin önerisinden bucak bucak kaçar ve anayasal değişikliğin çok tehlikeli olacağını görerek bu yönde hareket etmezdi.
AKP, AİHM’in Refah kararındaki devlet tezini fark etmiş olsaydı da, keza, çok dikkatli olurdu.
Ama hep yanlış danışmanlarla hareket etti.
Hem, Anglo-Sakson dünyanın ve Harvard’ın Anglo-Sakson felsefesinin labirentlerinde yolunu şaşırdı.
Hem de, bu felsefe ile Avrupa ‘da devlet olgusu arasındaki farkı tanımayan yerli hukukçu vb. danışmanların yanlış yönlendirmesine kanalize oldu.
Şimdi size bu kapsamda bir de, ilk fırsatta Erkan Mumcu’nun Cumhurbaşkanı Gül’e yolladığı mektuptan söz etmek istiyorum.
|