|
DSP yasaklı dönemde ve büyük emeklerle kuruldu.
Elbette Rahşan Ecevit’in örgütlenme damgası vardı.
Ama asıl yapıştırıcı, “Bülent Ecevit sevdası” idi.
Tük halkı, özellikle Kıbrıs Barış Harekatı’nın da büyük etkisiyle, “Halkçı Ecevit” kavramında kendini bulmaya başlamıştı. Buldu bulmadı diye bir hüküm vermek yerine, ölümünde bile bir milyonu aşkın insanın onu uğurlaması bunun en açık göstergesiydi.
Bunları neden yazıyorum?
Son iki haftadan beri DSP içinde öyle kötü dedikodular üretiliyor ki, kuruluşuna bir damla bile olsa katkıda bulunmuş biri olarak, çok üzüldüğüm belirtmek için yazıyorum.
Hiç yakışmıyor, hiç..
Rahşan Hanım eşi ile birlikte Genel Başkanlığa “tayin” ettiği Zeki Sezer’in görevi bırakmasını önerdikten sonra parti içinde hiç alışılmamış suçlamalar başladı.
Bir an neyi düşündüm, biliyor musunuz?
Rahmetli Bülent Ecevit rahatsızlanmış ve Başkent Hastanesi’ne kaldırılmıştı.
O günlerde, “Bazı bakanlar Ecevit’i Başbakanlıktan uzaklaştırmak için tuzak hazırladılar” yolunda dedikodular yayıldı ortalıkta. Bu suçlama, 60-70 yaşlarındaki Prof. unvanlı hekimleri bile yıpratıyordu.
“Olmaz, olamaz” diye isyan ettirecek türdendi söylentiler, ama oluyordu..
Tıpkı son günlerde Zeki Sezer hakkında “belden aşağı” söylentiler gibi. Sonunda öyle büyük bir ayıp işlediler ki, aslında büyük günah bu..
“Bülent Ecevit” imzalı soru önergeleri dağıtıldı kulislerde.
“Ecevit’in kemiklerini sızlatan” bu günahı işleyen veya işleten kimdi?
Zeki Sezer, bir yıldan beri partinin parasını har vurup harman savuruyordu da, partinin içini dışını Sezer’den daha iyi bilenler yeni mi farkına vardılar? Madem ki, kaçamak yaptığı kadınları partiye görevli diye alıyordu, neden bir kenara alınıp kulağı çekilmedi.
Partinin oyları yüzde 1 ve 2’lere düşerken yapılan uyarıları niçin dinlemediniz de bildiğinizi okuyarak partiyi kişiliksiz ve kimliksiz bir hale getirdiniz?
Ortalık toz duman haldeyken, CHP gibi bir ana muhalefet partisi bir türlü oyları toplayamazken, adı Demokratik Sol olan bir parti böyle pis dedikodular içine mi atılacaktı?
Kendilerini Ecevit’e adayan binler, on binler değil milyonlarca değerli insanı öyle veya böyle partiden uzak tutanların vebali ne bu dünyada ödenir, ne öteki dünyada.
Suyu çıktı iyice.. Olmaz, denilen ne varsa DSP içinde oluyor.
Tıpkı YÖK’te olduğu gibi..
Kulakları çınlasın, çok sevip saydığım değerli siyaset adamı Hüsamettin Cindoruk, yeni YÖK Başkanı yapılan Prof. Dr. Yusuf Ziya Özcan’ın gaflarını görünce, “Vesikalık resmine baksanız bu makama getirmeyeceğiniz biri” demişti de çok gülmüştük.
İşte o YÖK Başkanı, üniversitelerde yapılan oylamaları dikkate bile almadan rektör sıralaması yaparak, üniversitelerin içine bomba atmış gibi oldu.
Oysa ilk göreve geldiğinde, demokratik özgürlükten ve açılımdan dem vurmuştu.
Şimdi Gazi, Cumhuriyet, Uludağ ve Dicle üniversitelerinde en çok oyu alanları liste dışına itti. Bunlardan ikisi kadın olduğu için mi dışlandı?
Olmaz, demeyin, vesikalık resimdeki bu adam ve bu iktidar döneminde oluyor.
Daha, neler oluyor, neler..
Ergenekon’da yedinci dalga operasyonları ile uyandık dün:
“Konya merkezli, ama Milli Görüş ve İşçi Partili olanlar gözaltına alındı.”
Olamaz, denilen ne varsa, bu soruşturmada oluyor.
Şöyle bir geriye dönüp düşündüm.. Birinci dalgada kimler vardı?
Bir Emetli astsubayın Ümraniye’deki evinde el bombaları bulunmuştu. Bunlarla daha önceki Susurluk olayında adı geçen bazı isimlerin de olduğu kişiler gözaltına alındı. Hatta biri o tarihte finans sağlayan zanlı olarak hapse giren biri ölmek üzereyken salınmıştı. O öldü.
O bombalarla Cumhuriyet gazetesinin iki kez bombalandığı yazılıp çizildi.. Sonra, Türk basanının en onurlu duayenlerinin başında gelen Cumhuriyet yazarı ve imtiyaz sahibi İlhan Selçuk ve İ.Ü. eski rektörü Prof. Kemal Alemdaroğlu falan gözaltına alındı.
Kanada’da haham yardımcılığı yaptığı söylenen bir meczup var, bütün bu işin sırrı ondaymış. Konuştukça batıyor. Ama kimse gidip kolandan tutarak getirmiyor buraya. Onun aklına estikçe ihbar ettikleri yandaş gazetelerde yer alıyor, başlıyor gözaltılar.
Cumhuriyet Ankara Temsilcisi Mustafa Balbay, Ankara Ticaret Odası Başkanı Sinan Aygün, ADD Genel Başkanı ve emekli org., Jandarma Genel Komutanı Şener Eruygur ve emekli Org. eski 1. Ordu Komutanı Hurşit Tolon dahil pek çok kişi gözaltına alındılar. Balbay ve Aygün salındılar, ama Paşalar tutuklandı. Haklarında her gün yandaş medya manşetlerinde iftiralar yer alıyor, kimsenin gıkı çıkmıyor.
Neyse ki, dünkü Hürriyet’te Ahmet Hakan’a yolladıkları mektuplarla bu gerçekleri kamuoyuna iletebildiler. Türk Silahlı Kuvvetleri içinde en önemli görevlere gelmiş ve tüm hayatları boyunca sadece “Atatürk ilke ve devrimlerine sadakatle Türkiye Cumhuriyeti Devleti için çalışmış” bu insanlar, her şeye rağmen, “Biz içerde onurlu, huzurlu ve alnımız açık olarak yüce Türk adaletinin tecellisini bekliyoruz. Ya dışarıdaki bazıları? Onlar ne durumda acaba?” diye yazılı mesaj göndermişler.
Dışarıdakiler kimler mi? Kimler olduğunu kendileri anlamıştır. Yine de bu davanın, insanların onurlarının ve şahsiyetlerinin koruyup kollayıcısı var. Dikkat edin; sürekli İnsan Haklarından, özgürlüklerden ve demokrasiden bahseden Avrupalılara bir bakın, biri çıkıp da, bu soruşturma için içeri alınan ve ölümden üç gün önce koma halinde bırakılan biri için tek kelime ettiler mi? Salı günü CHP grubunda Deniz Baykal harika bir konuşma yaptı:
“Atatürk’ün resimlerinin indirilmesini isteyenler, Kemalizmin artık eskidiğini söyleyenlerden bir ses duydunuz mu cezaevinde ölümüne neden olunan vatandaşımız için, hayır, duyamazsınız. Bakın numaralı Cumhuriyetçiler, tuzu kuru eski solcu ve şimdi liberal aydın olarak ortalıkta dolaşanlar, sürekli Türk ordusunu hedef alanlar da susuyorlar. Bunların amaçları bir, bunlar laik Cumhuriyete düşmandırlar. Dahası, Sevr özentisi içinde, Lozan’ı bir türlü hazmetmeyenlerdir.”
Bunlar, Sevr sonrasında işgalcilerle işbirliği yapanlara çok benziyor değil mi?
Ağzınıza sağlık Deniz bey, gerçekten formdasınız. Lozan’ı da hatırlattınız..
Sahi, bugün 24 Temmuz değil mi?
Yani Lozan Antlaşmasının 85. yıldönümü.
Lozan dediğiniz nedir?
“Türkiye Cumhuriyeti’nin Tam Bağımsızlık ve Egemenlik tapusudur!”
Başta Büyük Kurtarıcı Mustafa Kemal
Atatürk ve İsmet İnönü olmak üzere, kurtuluşa ve kuruluşa katkısı olan tüm silah arkadaşlarına bir kez daha minnet ve şükran hislerimizi sunuyoruz. Evet, Lozan Antlaşmasını emperyalist güçler hiç sevmezler. İşbirlikçileri de sevmez.
Ama, Ulusalcılar ve mazlum milletleri için Lozan gerçekten Bağımsızlık Tapusudur.
|