|
Alman devleti Erdoğan’ın dengelerini fena bozdu.
Şimdi arkamıza yaslanalım ve suhulet ve sükunetle “Ne oldu?” sorusuna cevap vermeye çalışalım.
Hem, ne oldu, hem de ne oldu da Erdoğan’ın dengeleri bu kadar bozuldu, buna bakalım.
Sakin, tek tek.
Step by step.
Alman devleti, ki polisi ve yargısı çok iyi beraber çalışır.
Bundan 2.5 sene ve de Frankfurt savcılığı soruşturmayı başlatmadan 1 sene önce Alman devleti Deniz Feneri’nin tezgahının farkına varıyor.
İlk ihbar Alman maliyesinden ve ardından da Alman bankalarından geliyor.
Alman polisi hiç belli etmeden 1 sene kadar “soteye yatıyor” ve kimseleri uyandırmadan 1 sene kadar Deniz Feneri’ni adım adım takip ediyor.
Savcılık olaydan haberdar ama belli edilmiyor.
Delil kaynaklarının “kurutulmaması” lazım.
Deliller dolgunlaşıp, belirginleşince de, savcılık resmen soruşturma başlatıyor.
Ama artık kimsenin delil karartacak veya tedbir alacak hali kalmamış, çünkü polis bir sene kadar habersizce çalışmış.
Kesin olan şu.
Deniz Feneri’nin “işletmecileri” 14 lira mı topladılar (sadeleştirerek yazıyorum) bunun 4’ünü “garibanlara” verip, 10’nunu cebe indiriyorlar.
Deliller çok net, ki, mahkeme süresince bu görülecek iyice.
Burası tamam mı?
Tamam.
Başka ne var?
Bu “işletmeciler” Milli Görüş kökenli ve siyasi olarak da AKP’ye yakınlar.
Olabilir aslında, di mi, her siyasi görüşten “cepçi” çıkabilir.
Ama.
İddianamede bu “işletmecilerin” Hükümet partisi ile “kan bağları” da anlatılıyor.
Bu da olabilir aslında, di mi, adamın kan bağı vardır ama “aileden sapmıştır”
Ama bu da değil.
Deniz Feneri “işletmecileri”nin aktif, aktüel, taze ilişkilerinin olduğu kişiler arasında Hükümet partisine yakın üst düzey bir kişi var.
Bu kişi hakkında henüz soruşturma açılmamış ama şüphe var, inceleniyor.
Bir de ne var?
Hükümet partisine çok yakın ve Başbakan’ın bütün konuşmalarını birebir gece yarılarına kadar yayınlayan bir televizyon kanalı var.
Ki, böyle bir televizyonculuk gelişmiş dünyanın hiçbir yerinde yok.
Yani, bir Hükümetin reklam organı gibi çalışan, o hükümetin başbakanının bütün konuşmalarını yayınlayan bir TV kanalı, beyni az buçuk gelişmiş dünyada yok.
Ve, bu kanal ile Deniz Feneri birbirine çok yakın.
Başka ne var, peki?
Almanya’daki Deniz Feneri’ni işletenler hapiste, resmen şubesi olmasa da, aynı adı taşıyan buradakiler bağış toplamaya devam ediyor.
“Canım ne var bunda, Almanya’dakiler yaptıysa, illa buradaki de mi yapacak?” denebilir.
Ki, bir an böyle diyelim.
Ama böyle desek bile.
Tüm bu tablo toparlandığında Başbakan’ın Almanya’da bıraktığı izlenim hiç de “şık” değil.
İşte, Erdoğan buna dayanamıyor.
Türkiye’de kim ne derse desin ama Avrupa’da prestijinin sarsılmasına dayanamıyor.
Hele de gazetelerde, “Başbakan’a da para yollanmış” gibi bir cümle geçerse, o haberin ne olduğunu, nerden çıktığını, kimin ne dediğini bile anlayabilecek bir durumdan çıkıyor.
Ve, Aydın Doğan bu siniri boşaltmanın adresi oluyor. (Aydın Doğan ile Erdoğan arasındaki polemikten çıkacak daha çok sonuç var ama bugünkü konum bu değil)
Aydın Doğan alttan alıyor, gerilimi tırmandırmamaya çalışıyor ama nafile.
Alman devleti Erdoğan’ın dengesini fena bozdu.
Şimdi ise, şu dört durumu toparlayalım.
Alman devleti polisine toplattığı çok net delillerle sonu kaçınılmaz bir yargı sürecini çalıştırıyor.
Aynı konuda, Hükümete yakın televizyonlar ise, izleyicisine şunu anlatıyor:
“Bu bir komplodur, işbirlikçi bir kadının yalanlarıdır”
Yine, aynı televizyonlar Başbakan’ın arkasında “kale gibi” duruyor.
Başbakan da onların içinde (ekranın içinde) “kale gibi” duruyor.
Yine.
Başbakan’ın ağzından şu ana kadar Alman yargısına konu olan konuda böyle bir tezgaha siyasi olarak karşı durma, set çekme babından hiçbirşey çıkmıyor ve Başbakan sadece bu televizyonlarda amigoluk yapan bir portreymiş gibi duruyor.
Bu dört durum bir arada ise.
Başbakan’ın içine düştüğü resmin çerçevesini teşkil ediyor.
Ve işte, bu dört durumun toplaması Başbakan’ın dengelerini alt üst ediyor.
|