Anasayfam YapAnasayfam Yap






23:26 TSI

ARA











Vizyonda beş yeni film...



09.10.2008 - 23:05
arkadaşına gönder
DIGG
FACEBOOK
DEL.ICO.US

Bu hafta vizyonda beş film var.  Vicdan, usta yönetmen Erden Kıral imzası taşıyor ve ‘Alem buysa kral benim’ diyor… Aşkın Peşinde, genç kadın ve olgun erkek arasında sıkışıyor… Dinle Neyden Mevlana’nın öğretileri eşliğinde belgesel ve canlandırmalar serpiştirmesi… Dehşet Treni, bindiğiniz anda sizi nereye götüreceğini iyi bildiğiniz bir güzergah… Tropik Fırtına ise film içinde film, savaş içinde savaş, kahkaha içinde kahkaha… İyi seyirler…





  İlgili Haberler

  Diğer Haberler
'Bu filmi Atatürk'ü yaşatmak içi...
Testere 'Destere' olursa...


Hazırlayan: Banu Bozdemir

Vicdan

İki kadın arasında kaldığı yerden kolayca kurulan ilişki ve bu ilişkinin cinsel bir çekim taşıma gücü, her şeyin hakimi olduğunu iddia eden bir erkek için bir tokat olabilir ama o erkek aklıyla yine olayı kendi lehine çevirmeyi deniyor… Zaten öykünün akışında bir terslik var. Adam sevdiği ve tutkuyla bağlı olduğu kadınla evlenmek yerine, diğerini seçerek kendi garantisini sağlıyor… Aslında filmin tüm izlenirliğinin yanında, ben, tatmin etmeyen yanları çoğunluktaydı… Ama kadın ve erkek arasında bir türlü kurulamayan denge, beni de bu filmi anlatırken de bu yana çekmeye başarmış gibi…
Erden Kıral filme birtakım imgesel yaklaşımlar katmayı da ihmal etmiyor… Ateşin rengine uzanıyoruz ara geçişlerde… Burada ‘âşk yakar mı’ denmek isteniyor acaba seyirciye…
Aslında Vicdan insanı iki arada derede bırakmaya yatkın filmlerden. Bir yandan eskilerden alınmış, Erden Kıral’ın o havayı nasıl soluduğuyla ilgili, bir yandan da yenilere uzanmaya çalışan bir yanı var… Ama ikisinin ortasında bakınca da bir dram öyküsünden öteye gitmiyor… Yani seyirci açısından bir bağlayıcılık, bir sürükleyicilik içermiyor… Çünkü hiçbir şey, hiçbir duygu sonuna kadar gitmiyor…


Dehşet Treni 

Hayatta psikopatlar olduğu kadar, onların peşinde hayatın gizemini çözmeye çalışan insanlar da vardır. Yani bir insan bir diğer insana hayata ilişkin çok güzel malzemeler yaratabilir. Şöyle ki kendimden örnek vermek gerekirse, bütün enteresan kişiliklerin hiç olmadık zamanlarda ve tekrar tekrar karşıma çıkmasını bir işaret olarak algılıyorum. Ama daha bunun neye işaret olduğunu kavrayamadım… Sanırım bir roman kahramanı olmaya çalışıyorlar hayatımın içinde… Dehşet Treni ortaya dehşet saçan bir adamın peşindeki olaylardan ilham alıyor… Yani fotoğrafçı hayattaki gözlem modeli olarak seri katili seçmiş oluyor… Elindeki malzeme fotoğraf makinesi olunca daha görsel bir durum ortaya çıkıyor tabii… Katilimiz daha çok trende karşımıza çıkıyor… Hani gece olmuştur ve vagonda bir adamla yalnızsınızdır hesabı… Birçok hikayesi sinemaya ve bilgisayar oyunlarına uyarlanan Clive Barker’ın kısa bir öyküsünden esinlenme… Gerilmek isteyenleri zevkle gerecek gibi duruyor…

Aşkın Peşinde

İstanbul Film Festivali’nde tesadüf eseri arka arkaya genç kadın – olgun erkek arasında yaşanan aşk filmlerini izleyince biz kadınlar için üzülmedim desem yalan olur… Çünkü erkeklerin genç ve güzel kadınlarla takılmak için her yaşta şansları olduğunu gayet ağdalı bir biçimde anlatıyordu bu filmler bize… Geçtiğimiz aylarda izlediğimiz Claude Chabrol imzalı filmde de olduğu gibi, filmin adı gibi ikiye bölünmüştü güzel ve genç kız… Burada ikiye bölünme durumu yok… Koşulsuz şartsız hayranlık var… Ama Ben Kingsley’in canlandırdığı ihtiraslı David karakteri ufakta olsa, güzel sevgilisinin bir gün genç bir adama gönlünü kaptıracağının gerilimini yaşıyor… Ve ilişki bu paranoyalar eşliğinde bilin bakalım ne kadar ilerliyor? Penelope Cruz’un bir hayli cüretkar olduğu filmde, Kingsley de bir o kadar başarılı… Kadın erkek ilişkilerine gayet bildik ve ölçülü yaklaşan film, İsabel Coixet imzası taşıyor… Kadınlara aslında biraz erkek dünyasından, onların kaybetme ve kazanma paranoyalarından bakarak ve yaş olgusunu da işin içine katarak, başarılı bir film ortaya çıkarıyor…

Dinle Neyden

İnternette ufak çaplı bir araştırma yapınca ‘Dinle Neyden’in aslında bu sözleri bir de ney eşliğinde dinleyin demek olduğunu anlayıverdim… Bunun bir film olarak karşımıza çıkma fikri ise iki yıl öncesine dayanıyor. Filmin yönetmeni bir yabancı. Fransa’da kült bir film olan “Uyuyan Sudan Kork” adlı filmiyle tanınan ve Venedik Festivali de dahil olmak üzere birçok ödül alan Jacques Deschamps. Yıl 1798. Osmanlı ile Fransa arasında çıktı çıkacak bir savaş gerginliği vardır. Bazı büyükler yani Nuri Dede Efendi ve eski dostları ile Fransız diplomatlar, gayri resmi çalışmalarını Sultan III.Selim’in kız kardeşi Beyhan Sultan’a ait Sahilsaray’da gizlice gerçekleştirir. Diplomatik müzakereler esnasında rahatsızlanan Dede Efendi’ye Saray Tabibi Halil eşlik etmeye başlar ve Halil, Beyhan Sultan’ın yardımcısı Gülnihal Kalfa ile yakınlaşır. Bu hikayeyi defterinde Hz. Mevlana’nın öğretileriyle dillendirense, Mevlevihane defterlerini tutmakla görevli ve Nuri Efendi’nin hizmetlisi, mistik bir dünyaya sahip Derviş’tir. Birçok önemli ödüle sahip yönetmen, görüntü yönetmeni ve senaristle çalışılan filmin çekimlerinde 50 kişinin hazırladığı 500 kostüm ve 35 kişilik uzman bir grupla hazırlanan dekor ve aksesuar kullanıldı.

Tropik Fırtına: Al Bakalım

Ben Stiller oyuncu olarak çokça ve genelde aynı tarz filmlere imza atmış birisi… Onu oyuncu olarak tanımlamak istesek sevimli, haşarı, ele avuca sığmaz ve komik biri olarak adlandırabiliriz… Tabii yıllarca bu tarz filmler çeken, dünyanın acı bir gerçek mi, yoksa tatlı bir esinti mi olduğunu şaşıran birinden bu tarz bir film beklenirdi… Yani filmi ve gerçek hayatı karıştıran birisi, çektiği filmde de bunu kullanarak film içinde bir film durumu yaratabilirdi ancak…
Platon / Müfreze ağırlıklı olmak üzere, birçok savaş filmiyle dalga geçen film, herkesin komik olma potansiyeliyle bir hayli komik olmuş… Oyuncular bilindik hallerinin dışında filmde arzı endam ediyorlar. Her filmde olduğu gibi kişilik çatışmaları da insanları birbirine bağlayan unsurlar olarak kullanılıyor… Yani tatile derken savaşa filmi olmuş…





Tüm yorumlar