|
KÜRESEL Kriz, “bırakınız yapsınlar, bırakınız geçsinler” anlayışını ezip geçti.
Kapitalizm bir anlamda çöktü.
Çocukluğumuzda pek ünlü bir şarkı vardı, taş plaktan dinlerdik:
“Telgrafın tellerine kuşlar mı konar, herkes sevdiğine yarim böyle mi yanar?”
Şarkı bitince hemen şoseye çıkar, telgraf tellerine bakardım.. Uzayıp giden tellere konmuş sığırcık kuşları birbirlerine sokulurlar ve sürekli altlarını pislerlerdi. Kuşlar uçup gidince tellerin tam altında, kuş pisliklerinin ip gibi iz bıraktığını görürdük. Sığırcıklar gitse, bira sonra yerlerine yine sıra, sıra kırlangıçlar konardı. Sivri kuyrukları ile apayrı bir görüntü verirlerdi. .Bizler de, 1940’lı yılların sonunda. Bunlarla oyalanırdık.
Bu kez kapitalizmin tellerine kuşlar mı konuyor ne?..
“Bırakınız yapsınlar, bırakınız geçsinler” tellerinin altı kuş pisliğine büründü.
ABD’den Avrupa’ya, Rusya’dan, Türkiye ve Uzak Doğu’ya uzanan teller gerilmez oldu. Kapitalizm can çekişiyor. Ama bizdeki numaralı cumhuriyetçiler, din istismarcıları ve Soroz çocukları ahkam kesip duruyorlar:
“Ulus Devlet anlayışı artık bitmiştir. Küreselleşme gerçeğine sırtını dönmüş statükocular ise bunu görmezden geliyorlar.”
Müjdat Gezen ABD Başkanı Bush Irak’a girme kararı verdiğinde, “Bunun babası da Bushtu” demişti. Mizahın gücüne inanın bayılmıştım.
Bizim numaralı cumhuriyetçilerin ünlü babaları da değişmişti. Öğrencilik yıllarımızda en keskin Marksist idi, rahmetli Özal’a yaklaştığında birdenbire liberal-Filozof kesildi.
Bir süre sonra oğulları da aynı çizgiye girdiler..
En büyük hedefleri, Laik Cumhuriyet ve TSK idi..
Yani Kemalizm düşmanı oldular..
Onlara göre kim , “Atatürkçüyüm, Atatürkçü Düşünce Sistemi’ni savunuyorum” derse, o bir “Statükocu” oluyordu. Tıpkı, Kuzey Kıbrıs Türklerinin bağımsız ve özgür olmalarını savunanın “statükocu” ilan edilmesi gibi..
Oysa, babaları bizim gençliğimizde, “Atatürk’ün sosyal görüşleri” adlı bir belgesel kitap bile yayınlamıştı. Çünkü, o dönemde Atatürkçü idi.
Gençler olarak sokaklara çıktıysak, bunda onun payı vardı.
Sosyal Adalet istediysek, yumruklarımızı sıkarak, “özgürlük, eşitlik, tam bağımsız Türkiye isteriz” sloganları attıysak, onun etkisi çoktu.
O dönemde bizlerin gözünde iki büyük yazar vardı.. Yolun yarısında bire indiler..
Çünkü, 83 yaşında içeri atılmasına, daha önceki yıllarda da Ziverbey Köşkünde işkenceden geçirilmesine rağmen İlhan Selçuk, kendi doğrultu tutarlılığından asla ödün vermedi. İlhan Selçuk, köşe yazarlığının üstadı oldu, rahmetli Abdi İpekçi ise haberciliğin..
Şimdi şu medyanın haline bakın. Aylar öncesinden ekonomistler uyarıyordu:
“Eylül-Ekim aylarında küresel kriz gelebilir, aman dikkat!”
Sadece bizim yöneticilerimiz, “Bize zararı dokunmaz” diyordu.
Dün bile, “Kemal abimiz(!) ekrana çıkıp, Maliye Bakanı olarak atıp tutmadı mı?
“Kimse paniğe kapılmasın, bankacıların nefesini bile izliyoruz.”
Kemal Abi(!) böyle diyor, Türk Sanayicilerinin Başkanı, “Korkuyoruz, aman tedbir alın” diye uyarıyor. Belki de, Kemal beyin mahdumlarının şirketlerinde durumlar iyidir de bunu kastediyor olabilir(!) Hakikaten olabilir mi?
O “Kemal Abi” ki, ne var ne yoksa satmayı kafaya koymuştur.
“Babalar gibi satarım” demiş ve satmıştır.
Bakın, sata-sata elde avuçta para eder bir şey kalmamış ve şimdi de arazi satmaktadır.
Aslında şu küresel krizden çıkmaları için Kemal Abi’yi geçici görevle ABD’ye mi göndersek ne?! Vallahi satar, ABD’yi bile “Babalar gibi satar” ve alın akıyla geriye döner.
Dener gelir ve sonra da nasıl olmuş diye, ABD’nin falına bakar(!)
Kemal Unakıtan’ın öğrencilik dönemi bizim Edirne’de geçtiği için, kendisini yakın tanıyan arkadaşlarım da var. Keşan’dan Ramazan Baykan, ortaokul ve lisede aynı sınıfta okumuş, Batı Trakya’dan göçtüğü günleri bile biliyor:
“Çok kurnazdır abi – demişti- ver elini gitti kolun. Çok zekidir yani..”
Geri zekalı değiliz, bizler de önemli görevlerde bulunduk ama, zekamızı hiç öyle el tutup kol kapmaya çalıştırmadık.
Mesela, bana yetki verilse, Devlet’e altın yumurta yumurtlayan tavuk sayılacak tesis ve işletmeleri babalar gibi de, dedeler gibi de satamam arkadaş. Vicdanım elvermez!
Bu yüzden ne kendim tuttuğum bal yüzünden parmağımı yalarım, ne evlatlarıma kendi oturduğum makamın nimetlerini sunarım. Aksine, rahmetli Adnan Menderes nasıl ki oğlu Yüksel’e, “Senin babam Başbakan, o bursu alma, yurt dışına gitme” dediyse, aynı yönde bir tavsiyede bulunurdum.
“Benim soyadımla belli yerlere baskı yaparak ticaret yoluna girme, önlerim..”
Neden mi? Oğul Unakıtan Tarım Satış Kooperatifleri Birliklerini gezip, eskiden ihale ile alınan gübre ihtiyacını “Maliye Bakanının oğluyum” diyerek nüfus baskısı ile kaptığını hem duyduk, hem gazetelerde okuduk. Bakın son olarak ağabey-kardeş bir başka şirket de kurmadılar mı? Kapitalizmin çarkları Türkiye’de işte böyle dönüyor.
Dönem onların dönemi..
Yarın bir gün, bu küresel kriz yüzünden son yıllarda satılan Devlet şirketleri batarsa, AKP hükümeti acaba ABD veya İngiltere gibi onları yeniden devletleştirirler mi?
Üretim araçlarının ne olursa olsun özel mülkiyette bulunması ilkesinden vazgeçer mi?
Bakın, Kemal abi, nefeslerini bile kontrol ederken borsa tepetaklak oldu, bankalarda tedirginlik aldı yürüdü, piyasada para kalmadı, iş merkezlerinde iş yerleri sinek avlıyor, esnaf zaten batmış kan ağlıyor.
Bizim numaralı cumhuriyetçiler, din simsarları ve Sorozcu akademisyenler hala çıkıp, “Ulus Devleti kavramı bitmiştir, küresel gerçeği görmek gerekir” diyorlar.
Ünlü hikayedeki gibi:
“Nasıl sövmeyeyim be hakim bey?” demiş adam.
Oysa, “benim maksadım onlara sövmek değildi” dese serbest kalacak(!) Ama kendini alamamış ve ısrar etmiş:
“Bunca rezaletten sonra, nasıl sövmeyeyim be hakim bey?”
Hadi koyun taş plağı gramofona; “Telgrafın tellerine kuşlar mı konar?”
|