|
HAYRET ediyorum.. Bu ülkede her şey bitti de, Türk Silahlı Kuvvetleri’ni yıpratarak mı demokratlık sağlanacak?
Türkiye’de artık açıkça bir, “Karşı Taraf” var.
Neyin karşı tarafı?Temelinde şunlar var; kurtuluş ve kuruluş sırasında sağlanan Büyük Türk Devrimi’nin sonunda tüm mazlum milletlerin ışığı haline gelen Laik ve Demokratik Türkiye Cumhuriyeti’ni; bu Devletin kuruluş mayası olan, Mustafa Kemal’in özellikle vurguladığı “Cumhuriyet Ordularını’’ yıpratmak için didinen bir karşı taraf oluşturuldu.
Cumhuriyetin tüm değerlerini kötülemek ve yıpratmak onların adeta özel görevi..
Sığındıkları sözcükler “demokrasi ve insan hakları” ve sanki Cumhuriyet ile demokrasi çatışırmış gibi bir havaya büründüler. Ne laiklik olmadan demokrasi olur, ne de Cumhuriyet rejiminden daha iyi uygulanan bir demokrasi yönetimi vardır!
Kafa karıştırıyorlar.. Dedim ya, sanki özel görevleri var.
Karı tarafın AB ile ilgili görüşlerinin altında, eşit üyelik değil de mandacılık yatıyor.
Türkiye Cumhuriyeti’nin zafer mührü olan Lozan’ı değil de sanki Sevr’i tutuyorlar.
Karşı Taraf, bir gazete adı değil ki; orada yuvalananlara eklenen akrabaları, yandaş medyada kalem oynatanlar, din bezirganları ve Atatürkçü kesime düşman olan herkes orada.
Örneğin, bunlardan biri “gizli belge” sızdırıyor, manşet atıyor. Ertesi gün hurra, tüm karşı taraf içindeki gazete ve televizyonlarda aynı ekip elemanları hem yorum yazıyorlar, hem ekrandan beyin yıkıyorlar.. Okuyorsunuz, dinliyorsunuz; aman Allah’ım!
AB parlamentosunda Türkiye karşıtı kim neler söylerse, bunlar aynı şeyleri savunuyor.
Atatürkçü kesim zaten yıldırılmış, susturulmuş, medyadan bilinçli şekilden atılarak temizlenmiş durumda. Meydan kalmış bunlara..
Bunlar, ne istiyorlar? Asker hiç bir şeye karışmasın. Neden? Çünkü seçilmişler var ve ülkeyi onlar yönetiyor. Peki, onlar yanlış yaparsa, özellikle ülkenin bütünlüğü, ulusun birliği konusunda Devletin 80 yıllık dış politikası alabora ediliyorsa ne olacak?
Asker karışmayacak? Kim karışacak? Pentagon mu? Bizi asla aralarına almak istemeyen AB yöneticileri mi? Türkiye’yi zorla Ermeni Soykırımı iddialarının içine sokmak isteyenler mi? Siviller bunlara hoşgörü ile bakıyorsa, askerler de mi hoş görecek?
Hemen cümlelerim saptırılmasın; bizlerin darbe ile marbe ile alışverişimiz yok. Bu ülkede darbelerden en büyük zarar gören aile varsa, en başta benim ailemdir, fert aranıyorsa herhalde ön sırada gelirim. Darbeler yüzünden hayatım kaydı, hayatım.. Evet, hayat çizgim değişti. İstikbalimi kaybettim, yeniden başlamak zorunda kaldım. Kim kime ne anlatıyor.?
Ben 27 Mayıs ihtilalinin de, 22 Şubat ve 21 Mayıs hareketlerinin de, 12 Mart ve 12 Eylül’ün de özeleştirilerini –kendime göre- en iyi yapmış bir demokratım.
Ama, hassas bir bölgede olan ülkemin, demokrasi sözcüklerine sığınarak bölünmesine de, parçalanmasına da, yıpratılmasına da, aldatılmasına da, Peygamber Ocağı bildiğim Türk Ordusu’nun zafiyete uğratılmasına da asla kıyamam. Bizler, 20/21 Mayıs 1963 olaylarında 1459 Harbiyeli idik. Haksız yere okulumuzla ilişkimiz kesildi. Sokağa bırakıldık. Ne mutlu ki, 1459 eski Harbiyeli içinden bir tek vatan haini çıkmadı, bir tek bile hain çıkmadı!
Dün Genelkurmay Başkanı Orgeneral İlker Başbuğ’u çok sinirli, barut gibi bir yüzle konuşurken dinledim. Ve daldım gittim. Komitan konuşurken, işte buları düşündüm.
Dedim ki içimden:
“Şimdi tüm haber kanallarında değerlendirmeler başlayacak ve aynı adamlar Genelkurmay Başkanının konuşmasını eleştirecekler. Sert bulacaklar, onu sıradan bir kamu görevlisi gibi gösterecekler, belki de hesap bile sormaya kalkacaklar..”
Bunu, Başbuğ’u birlikte dinlediğimiz dostlarıma da açıkladım.
Kalabalık bir gruptuk. İçimizde bir emekli Vali, bir emekli general, bir müsteşar ve bir denetim elemanı vardı. Hepimiz de, konuşmanın sertliğine ve askerin bulunduğu atmosferi net biçimde yansıttığına inanmıştık. Karşı Taraf’ın suçlamalarına tek, tek yanıt vermediğini bile o anda vurguladık. “Şimdi yıpratma kampanyası başlar” dedim, başladı.
Kanaldan kanala dolaştık; tam da söylediğim gibi.. Aynı adamlar, aynı üslup ve aynı suçlayıcı tavırlar. Kısacası, “Karşı Taraf” dediklerimiz, “gemi azıya alanlar” idi.
Ne diyordu Org. Başbuğ?
“Aktütün saldırısı,bölücü terör örgütü için bir intihar saldırısı, Bayraktepe’de çarpışan askerlerimiz açısından ise bir kahramanlık destanıdır.”
Diyordu ki:
“Bu konulara ilişkin bilgileri sızdıranlar ve gizli belgeleri kullananlar hakkında adli takibat da başlatılmıştır.”
Demek ki, belgeyi kullananlar biliniyor ama sızdıranlar da varmış. Ancak, bu baskının askeri değerlendirmesi de intihar saldırısı ve kahramanlık destanı cümlesinde yatıyor.
Org. Başbuğ diyordu ki:
“Bölücü terör örgütünü başarılı gibi gösterenler akan ve akacak olan kanın tüm sorumluluğuna da ortak olurlar. Herkes bunu iyi anlasın. Son sözüm de şudur; herkes dikkatli olsun, doğru yerde bulunsun!”
Genelkurmay Başkanı görevine çok değişik başladı.. Önce, Ergenekon soruşturması için cezaevinde yatan iki emekli orgeneralin ziyareti için emir verdi. Vefa duygusu buydu!
Ardından, güneydoğu illerini dolaştı ve hem resmi kişilerle hem de sevil toplumla bir araya gelerek sohbetler yaptı. Bu da çok olumluydu. Döndü geldi, muhalefet partilerini bile ziyaret ederek demokrasiye en büyük katkıda bulundu.. Terörle ilgili araştırmalar yapanları davet ederek görüşlerini aldı, her bilgiden yararlanılacağını kanıtladı.
Yani, nerede ve ne zaman ne konuşacağını, nasıl davranacağını ölçüp biçerek hareket ediyor. O halde, dün neden böyle sertti, neden belli noktalara vurgu yaptı?. Bırakın da bunun takdirini Genelkurmay Başkanı kendi yapsın!
Evet, tekrar ediyorum; Türk Silahlı Kuvvetleri’ni yıpratmak, demokrasi değildir!
|