
Medeniyetlerin merkezi, dinlerin ortaya çıkış noktası, peygamberlerin doğum yeri Ortadoğu’nun bugün dünyayı saran değişimlerin cereyan ettiği bölge olması şaşırtmıyor.
Arap Baharı’yla birlikte halkların hak ve adalet talebi 21. yüzyılda insanî değerlerin yükselişe geçeceğinin habercisidir. Zira dünyada ekonomik-malî sistemin sıkıntılarına bakınca materyal değerlerin irtifa kaybettiğine şahit oluyoruz.
Uyanışı yaşayan ülkeler ve rüzgârından etkilenen komşular kendi içlerinde yeni düzenlemelere gidiyor. Ancak değişimin dışında kalan ve Filistin Davası’nın başaktörlerinden İsrail’in bugüne kadar imzaladığı anlaşmaların eski rejimlerle yapılmış olması, yeni yönetimlerle nasıl bir strateji izleyeceğini henüz kestirememesi ve bu anlamda giderek artan belirsizlik kendisi için dezavantaj.
Atlantik’in ötesinde ise, ABD’nin süper güç olma özelliğinin kendisine bu değişim rüzgârının ne yönde, hangi şiddette eseceğini tahmin edebilme yeteneği kazandırması bekleniyor. Hiç bir süper gücün sonsuz olamayacağı gerçeğiyle ABD’nin de bir gün tarih sahnesinden ineceğini görmesi, kendine çeki-düzen vermesi gerekiyor.
Bu inişi geciktirmek için Süper Güç’ün barış ve adalet kavramlarını yeniden çalışması, stratejisini uygun şekilde yenilemesi bekleniyor.
Zira barışın teminatçısı güçlü devletler barışın yanına adaleti koyamadıklarında –veya koymadıklarında- kendilerini derin bir bataklığın içinde bulabiliyorlar (bakınız: Afganistan, Irak, Vietnam).
Liderleri diktatörlerden ayıran en öncelikli nitelik adalet duygusu ile hareket edip edememeleridir. Güç, her zaman olumlu sonuç vermez. Ve adalete dayanmayan güç lider değil tiran yaratır.
Bunların ışığında 21. yüzyıl liderlerinin barıştan yana olmaları gerek şart ama yeter şart değil. Yeter şart, adaleti tesis edebilmek. Nitekim Arap Uyanışı adil düzenin kurulamamasına karşı bir başkaldırı.
Erdoğan’ın rolü
Mısır’dan başladığı, Tunus ve Libya’yı kapsayan ziyaretleriyle Erdoğan’ın yüzyılın lideri olmak gibi bir hedefi olduğunu düşünmüyoruz. Ancak Türk dış politikasının komşularla sorunsuz ilişkiler merkezinde belirlenmesi, Ortadoğu’daki silkinme ile yan yana geldiğinde komşu ülkelerdeki insanların haklarının korunması ve adalet taleplerine katkıda bulunmak kendisine ister istemez yeni bir misyon yüklemektedir.
Erdoğan’ın Davos çıkışı, Mavi Marmara hamlesi, Palmer Raporu’na başkaldırısı, Ortadoğu’da edindiği güçlü destek, açlık sefaletine son vermek üzere onlarca yıldır Somali’ye giden tek lider oluşu 23 Eylül’deki Genel Kurul’da Filistin’in lehinedir ama onu ABD ile karşı karşıya getirecektir.
Fakat Erdoğan’ın ABD karşısında kaybedeceği bir şey yok. ABD zaten süper güç ve onun karşısında kaybetmek bugüne kadar kanıksanmış bir durum. Dolayısıyla Erdoğan Filistin’in arzusunu gerçekleştiremese bile ABD ve İsrail’e kafa tutan adam olarak yerini güçlendirecektir.
Nitekim Sarkozy ile Cameron’ın “apar topar Libya ziyareti”ne bakılırsa Erdoğan artık oyun kurucu rolünü üstlenmiş, dünya liderlerini peşinden sürükler olmuştur.
İsrail’in akıbeti
Öte yandan, Filistin’e karşı veto gücünü kullanırsa ABD, Ortadoğu-Arap dünyasındaki itibarını kaybedecek, bölgedeki politikalarını çöpe atmış olacak. İsrail lobisinin etkisi altında kalan bir Amerika’nın yeni düzende kazancı olmayacak.
Filistin Davası’nın barış görüşmeleriyle çözülmesinde ısrarcı Netanyahu ve Obama artık şartların değiştiğini görmeli, eski söylemlerle yeni bir devlet kurulmasının mümkün olamayacağını, veto tehditlerinin artı değer üretmeyeceğini anlamalıdır. Arap Uyanışı ABD-İsrail ikilisini değişime zorlamaktadır. Zira bölgedeki silkinmenin sıradaki hamlesi İsrail’de yeni bir yapılanma, Netanyahu’nun gidişi, Lieberman’ın istifasıyla sonuçlanabilir. Bugünİsrail’de iktidar kalıcı olacağını garanti edecek durumda değildir.
Suud faktörü
Bölgenin asil oyuncularından Suudi Arabistan petrolün getirdiği güçle ve Filistin Otoritesi’ne en büyük meblâğda yardım (Haziran 2009’dan bu yana $2,5 milyar üzerinde) sağlayan hami duruşuyla Amerika’ya karşı kartlarını açtı. Eski BM Büyükelçisi el Turki ABD’nin veto durumunda Suud desteğini kaybedeceğini belirtti.
Avrupalı’dan Filistin’e destek
Avrupa’da anketlerden yüzde 80’lere varan Filistin desteği çıktığını görüyoruz. AB hükümetleri oylarının rengini belirtmeseler de hak, adalet, eşitlik, özgürlük ekseninde yaşanan Arap Uyanışı’ndan esinlenmeyecek kaç Avrupa ülkesi kaldı? Bu durumda, hangi Avrupalı lider ekonomik dar boğazda malî ve siyasî istikrarı garanti edebilir ki?
BM’deki oylama öncesi dünya ülkelerinin sadece barışı değil adil bir barışı sağlayacak şekilde kararlarını gözden geçirmeleri gerekmektedir. Mevcut durum adalet talebinden yanadır. Filistinin devlet olma isteği halkların gönlünde hâlihazırda kabul görmektedir. Oylamayı son tahlilde insanî değerlerin kazanacağına inanıyoruz.
| Sizin Oyunuz : |