
Tahmin yapmak, oldukça meşakkatli ve her türlü teknik çalışmayı yapmış olsanız dahi şansa ihtiyacınız olduğu bir süreç. Özellikle ekonomik göstergelere ilişkin yaptığınız tahminlerde, işin içine onlarca değişken girdiğinde, durum daha da zorlaşıyor. Ölçemediğiniz çeşitli değişkenleri de bir şekilde tahmininize dahil etmek durumunda kalıyorsunuz. Modelden çıkan sonuç sonrasında “budur” demek için yine erken oluyor. Çünkü çıkan sonucu genel kanaatiniz, dünya çapındaki beklentiler ve olası riskleri de göz önüne alıp tekrar değerlendiriyorsunuz. Şimdi bütün bu anlattıklarımı bir de belirsizlik ortamında yaptığınızı düşünün. Bu da yetmez denirse, referans niteliğinde açıklamaları olan kurumların “beklenti yönetimini” ve de şu dönemdeki Ortodoks olmayan politikaların sonuçları konusundaki kararsızlığı da ekleyebilirim.
Bu girişi yapmamın nedeni Pazartesi günü gelen GSYİH rakamları oldu. Yılın başlarında büyüme tahminini yaparken, üçüncü çeyrek için en fazla yüzde 4-5 büyürüz diye tahmin etmiştim, belirli varsayımlar altında. En önemlisi de yavaşlama beklentisi ile. Ama değil yavaşlama, ikinci çeyrekte kendimizi ekonomi ısınıyor mu diye konuşurken bulduk. Üçüncü çeyrekte ise bir sürü karışık verinin arasından “yavaşlıyoruz, galiba, yok yok gerçekten yavaşlıyoruz, ama yavaş yavaş” dedik. Burada özellikle Merkez Bankası’nın yatırımcılar ile iletişimde belirli veriler vasıtasıyla yavaşladığımıza yönelik keskin demeçlerinin de çok etkisi oldu. Beklenti yönetimi bir nevi. Banka’nın elindeki veri setiyle, biz naçizane piyasa katılımcılarının elindeki veri seti karşılaştırılamaz. Dolayısıyla altı çizilir ve net bir yavaşlamadan bahsediliyorsa, bunda doğruluk payı vardır diye düşünmek de en mantıklısı sanırım. Bu çerçevede tahminim üçüncü çeyrekte yüzde 7,3 oranında bir büyümenin olabileceği yönündeydi. Üstelik tahminim piyasa medyanının da (yüzde 6,7) bir miktar üstündeydi. Ancak gelen rakamlar yine tahminleri boş çıkardı. Yüzde 8,2 oranındaki bir büyüme benim için tahmin edilemez sınırlar içerisindeydi. Rakamın detaylarına bakıldığında ileriki dönemde beklenecek büyüme performansı konusunda bir görüş çizmek olası. Ancak sadece bu verilere bakıp,“ciddi yavaşlama sinyalleri alınıyor” yorumlarına katılmadığımı açıkça belirtmek isterim. Kredilerdeki yavaşlama, en belirgin gösterge şu anda. Ayrıca dünya ekonomisinin durumu da. 2012 yılı özellikle ilk yarısında yavaşladığımızı daha net bir biçimde görebileceğimize inanıyorum. Ancak şu anda eldeki verilerin ciddi yavaşlamayı göstermediğini tekrar vurgulamak isterim.
Detaylara bakmayıp sadece elimizde yüzde 8,2 rakamıyla kaldığımızda, bir önceki çeyreğe göre neredeyse aynı oranda (bir miktar altında) büyümüşüz. Bunu hemen mevsimsel ve takvim etkilerinden arındıralım dediğimiz de ise yüzde 1,7 ile karşı karşıya kalıyoruz ki, bu oran bir önceki çeyrekte kaydedilenden daha yüksek. Dönüp hemen iç talebe bakmak gerekiyor rakamlarda. Yapılan hesaplamalar sonrasında iç talebin büyümeye katkısının yaklaşık 10 yüzde puan olduğu görülüyor. Bir önceki çeyrekte 13-14 yüzde puandan bahsetmiştik. Belki biraz (ama biraz) yavaşladı diyebiliriz. Buna ek olarak, uygulanan geleneksel olmayan politikaların özellikle iç & dış talep uyuşmazlığını gidermesi açısından önemli bir veriden bahsedilebilir. O da net ihracatın katkısının artık hafifte olsa pozitife dönüşü. Ama bütün bunları topladığımızda, ekonomi gözle görülür şekilde yavaşlıyor demek benim için zor. Hatta açıkça bu veriler, bir zamanlar bu ekonomi ısınıyor mu tartışmalarının ne kadar yerli yerinde olduğunun da göstergesi.
Şimdi tahmin saptı, belirli nedenlerle. Gelen karışık sinyaller, yapılan beklenti yönetimi ve eldeki verilerle yaptığımız tahmin aşağıda kaldı. Özellikle son zamanlarda tahminlerdeki şaşma bazı kişilerin diline pelesenk oldu. Tartışmayı iyi/kötü ekonomistlik durumuna bile getirdiler – not verme yarışına girenler oldu. Ekonomistlerin tahminlerindeki şaşmayı bu şekilde yorumlamak yerine, asıl uygulanan politikaları, beklenti yönetimini, belirsizlik ortamını ve sonra son dönemde gelen verilerin karışık sinyalleri içermesini göz önüne almak gerekir.
Kaldı ki, davranışsal ekonominin /finansın bütün dünya çapında önemli araştırmalara konu olduğu düşünülürse, birinin ak dediğine diğerinin kara demesi de oldukça mümkündür. Sonuç belki her bir tarafı haklı ya da her iki tarafı da haksız çıkarabilir. O nedenle tahminlerdeki sapmayı yargılarken göz önünde bulundurulması gereken noktalar keşke gözden kaçmasa!
| Sizin Oyunuz : |