Ural Aküzüm

Ural Aküzüm

Devlet ve Reklam

Devlet ve Reklam

 Hayatta herşey adil ve ölçülü olmalıdır, Kuran-ı Kerim’de en çok geçen kelime “ölçü” imiş. Hukukun da temelinde “silahların eşitliği” prensibi vardır. ODTÜ’nin mezunlarının konuşmalarından yaptığı –pekala bir kariyer toplantısının açılış filmi olacak seviyede- 30 saniyelik film TVlerde reklam olarak oynatılmaya başlandı. Vakıf Üniversiteleri ise TVlere reklam veremiyor. Koç, Sabancı, Bilgi vs.
 
Dün Prof. Deniz Ülke Arıboğan twitterda bir tartışma başlattı durumun mantıksızlığıyla ilgili, ben de bu doğrultuda tartışmaya katıldım. Tabii ki dünyanın en iyi okulu mezunu olduğuna inanan ODTÜ’lülerin sanal linçine uğradım…
 
Bir kere en basit rekabet hukuku kurallarında bile yazar, DEVLET ile DİĞERLERİ arasında “silahların eşitliği” prensibinden bahsedemezsiniz. Özelleştirme İdaresi Başkanlığı ve Sağlık Bakanlığı bilinçlendirme kampanyaları dışında çok nadir bazı istisnalar olmak kaydıyla T.C. ile başlayan KAMU TÜZEL KİŞİLERİNİN özel TVlere reklam verdiğini göremezsiniz. Çünkü serbest piyasa ekonomisinde DEVLET özel sektörle rekabet etmez, edemez.
 

Her ne kadar anayasal olarak Vakıf Üniversiteleri de 2547 sk YÖK yasası gereği kamu tüzel kişisi olsa da, genel bütçeden pay alan ve bir kamu kurumu olan T.C. ODTÜ benim vergilerimi TV reklamlarında kullanmamalıdır. Bunu araştırma fonlarına, patent üretmeye odaklanarak oralara harcamasını tercih ederim. ODTÜ’nün TV reklamı verebilip özel sektör ruhuna sahip, holdinglerin desteklediği vakıf üniversitelerinin reklam yapamaması da enteresan bir olgu olarak karşımızda duruyor.

 

 Galatasaray-Liverpool 

Milan Baros’a Galatasaray’a geldiği sezon “bihaberin biri” röportajda sormuş; “Daha önce Türkiye’ye geldiniz mi?”. El cevap: “Evet iki sene önce geldim, Liverpool’da oynarken Olimpiyat Stadı’nda Şampiyonlar Ligi finalinde Milan’a 2 gol attım”!
 
Aynı Baros, bir başka “yeni stadda” Galatasaray formasıyla eski takımı Liverpool’a 2 gol attı.
 
İstediğimize doğru evrilen; ısıran, basan, arzulu, iştahlı bir takım yaratma gayretinde Fatih Hoca, umuyoruz böyle gider. Yedek kulübesi önünde oyunu “terleyerek” dikkatle izleyen Fatih Terim’i ve vücut dilini özlemişiz.
 
Kimse de “Liverpool B takımıyla çıktı” falan demesin. Bundan 4 ay önce Buca ile oynarken topçularımızın dizleri titriyordu!
 
 
Türk Burjuvasının Çaresizliği II
 
Geçen yazıda tasvir ettiğim yetinememe, tatmin olamama duygusuna saplanmış kolejli ve ABD eğitimli Zeynep’in mutsuzluğa mahkum oluşu ve sebepleri aslında orta-üst sınıf (belki de üst) bir aileden gelen genç bir Türk kadınının dramıydı.
 
Peki ya aynı veya benzer bir sosyal statü sahibi Türk erkeği? Türk Burjuva Erkeği Kerem (diyelim) kardeşimiz tabir-i amiyane “ne ayak?”
 
Gene ortada bir “anne sorunsalı” var. Bir önceki yazıda Zeynep’e annesi onun dünyanın en güzel, en akıllı, herkesin altını oymaya çalıştığı kızı ve beyaz atlı prensi bekleyen prenses olduğuna inandırmıştı ya! Erkekle annesi arasındaki ilişki benzer bir sorunsallık arz etmektedir.
 
Anne erkeğe neredeyse hiçbir şey yaptırmamıştır, el bebek gül bebek büyütmüştür. Çünkü oğlu mükemmel bir eğitim, yurtdışı tecrübesi sonrası “dünyayı kurtaran adam” olacaktır. Oysa Türk burjuva annesi bilmez ki böyle yetişen adam değil dünyayı, kendini bile kurtaramaz…
 
Gene yetinememek, gene tatminsizlik…
 
Kanyon, YapıKredi Plaza, İş Kuleler, Beybi Giz ve benzeri bir “corporate” kulede yabancı menşeli yatırım bankasında çalışmak kurtuluştur onun için; Hasan Sabbah ve Haşhaşilerin Alamut Kalesi’ne benzetirim o kuleleri. Oraya çıkmak için her türlü bedel ödenir, sanki Araf veya “kurtuluş”a gidiliyormuş gibi. Tabii ki bedel ödemeyen ve mutlu olanlar vardır –ki bunları tenzih ediyorum- ama 30’lu yaşlarının başında “Türk plaza insanları” arasında o kadar çok Tyler Durden veya Patrick Bateman var ki! Aslında Bret Easton Ellis bir “Turkish Psycho” romanı yazabilirdi 1 yıl Levent Plazalar Metro çıkışı dolaylarında çalışsa…
 
Bu adam türü “evlenmeye cesareti olmayan” adamdır. Bu kurum onun için çok ama çok zor ve uzak gelir. Bunu çocukları sevmemek, özgürlüğü kaybetmemek, sıkılmak gibi bahanelerle rasyonalize etseler de genelde birincil sorun cesaret, özgüven ve kararlılık sorunudur. Kadınlar evlilik konusunda hep daha cesurdur, erkekler ise korkak; çünkü anne onları öyle bir kodlamış, yarış atı gibi gemini çekmiştir ki gerçek hayatın gerçekleri karşısında unufak olmuşlardır.
 
Ve Levent Çarşısı girişindeki kuruyemişçi veya Samsun (veya kır) Pidecisi’nin ayda yaptığı 45-50 bin TL ciroyu hesaplayarak girişimciliğin her zaman daha akıl karı olduğunu düşüne düşüne, bunu düşündükçe de bunala bunala, daha çok “skora dayalı oyun”a yönele yönele 40’a doğru yuvarlanırlar.
 
İşte Türk “şehir insanı”nın dramı bu ve benzerleridir…
 
Yorum Yaz

1

Misafir31/07/2011 17:34

O sene şampiyonlar liginde Livepool'un gollerini Gerard Smicer ve Xabi Alanso atmıştı Yanlış hatırlamıyorsam Baros fileleri havalandırmamıştı... Cevapla
 



GÜNÜN YAZARLARI