
“Adil Kültür” adlı bir şey duydunuz mu?
Her alanda ya da her sektörde duymak zor.
Basitçe “adil kültür”, kendini ve bir başkasını raporlama ama hem raporlayanın, hem de raporlananın ceza almaması prensibine dayanır.
Emniyetin ön planda bulunduğu havacılık sektörü, tüm Avrupa’da yürütülmeye başlanan yeni “Emniyet Yönetim Sistemi” yönetmeliği ile ilk defa zorunlu olarak uygulamaya başladı. Aslında zaten mevcut olan bir teamülün ve hatta çoğu yerde oturmuş olan sistemlerin sınırları çizildi, raporlayan ve raporlananlar güvence altına alınmaya başlandı.
İnsan hayatının söz konusu olduğu her alanda amaç, hatalarla mutlaka ama mutlaka öğrenmek olmalı. “Havacılık tarihi kanla yazılmıştır” klişe bir deyim gibi görünse de doğrudur.
Emniyet açıklarını, olası hataları, olası bir kazaya ya da hataya giden yoldaki tüm eksiklikleri önceden tespit etmek ve/veya tekrarını önlemenin yolu iyi düşünmekten geçse de, genelde kötü tecrübeler daima en didaktik öğrenme biçimi olmuştur.
İnsan hayatının ön planda olduğu, risk faktörü yüksek olan tek alan havacılık değil. Tıp da bunlardan birisi. Havacılık ve Tıp, “sıfır hata” beklentisi ve hedefiyle birbirlerine çok benziyorlar.
Belki de bu yüzden haftasonu izlediğim, Kanadalı Doktor Brian Goldman’ın TED Talks Konferansları kapsamında yaptığı “Doktorlar hata yaparlar. Peki bizim bu konuyu konuşabilmemiz mümkün mü?” adlı konuşması son derece ilgimi çekti.
Goldman,bahse konu konferansta hataları söyleyebilmek ve paylaşabilmenin önemini belirtiyor. Kendisinin deyimiyle “tıbbın bir red ve utanç kültürü” var ve bu kültür doktorlar tarafından yapılan hataların hem yine kendileri tarafından hem de başkaları tarafından tekrarlama olasılığını arttırıyor.
Goldman bir anısını anlatıyor konferansta: Yıllar önce sorunundan çok de emin olmadığı –belki de yanlış bir şekilde emin olduğu- bir acil servis hastasına birkaç ilaç verdikten sonra onun iyi hissettiğini görmüş ve uzman doktora haber vermesi gerekirken, haber verip danışmadan onu eve göndermiş. Aynı gün kadın geri dönmüş ve birkaç gün sonra da hayatını kaybetmiş. Goldman bu bilgiyi kimseyle paylaşamamış ve bir süre bunun utancı ile yaşamış. Daha sonra her şey normalleşmiş ve mesleğine geri dönmüş. Ancak Goldman garip bir şekilde yıllar sonra benzer bir hatayı tekrar yapmış. Bu defa hasta hayatını kaybetmediğinden benzer acıları tekrar yaşamamış. Bu gibi hataların sürekli olarak yapıldığından da dem vuruyor ve soruyor: Niçin doktorlar hatalarını birbirleriyle paylaşmıyorlar?
Garip bir şekilde Kanada’da da, Türkiye’de de tıbbın benzer bir red ve utanç kültürüne sahip olduğunu da öğrenmiş oluyoruz. Belki de “doktorluk” mesleğinin doğasının gereği olarak, insan hayatı için çalışan, idealist insanların var olduğu bir meslek grubunun bir süre sonra bu utanç kültürüne sahip olması kadar da normal bir şey yok, ve sadece Kanada ya da Türkiye’de değil, her yerde de böyle olabilir. Zira, mükemmeliyetçilik, kendi doğası gereği mükemmeliyetin temin edilememesi halinde rahatsızlık yaratacak bir mevhum.
Bu yüzden en başta konunun kendisini de açık açık tartışabilmek gerekiyor: Evvela, doktorlar için gerçek bir “adil kültür” sistemi kurabilir miydik? Sağlık Bakanlığı hakikaten bunu yapabilir mi? Yani, bir doktor açık bir şekilde, salt başka doktorlar da aynı hatayı yapmasın, yeni gelen nesil öğrensin diye hatasını itiraf etse, bunu raporlasa, diğer doktor ve doktor adaylarının kullanabileceği bir havuza dahil etse idi, bir gün bu hatasını ona karşı kullanmayacağımızı garanti edebilir miydik?
Madem hukuki bazı kaygılarımız var,“Adil kültür” adı altında resmi raporlamayı bir kenara bırakalım.
Gerçekten de tıbbın ret ve utanç kültürünü aşıp, en azından isimsiz vakalar olarak bu bilgiler paylaşılıyor mu? Ya da doktorlar bunu en azından kendini yakın hissettikleri meslektaşlarına anlatabiliyorlar mı?
Doktor olan dostlarıma böyle bir soru sorduğumda akıllarına ilk olarak uygulanan tedaviyle beraber ortaya çıkan komplikasyonlar geliyor. Bu komplikasyonlar zaman zaman gerekli yerlere bildiriliyor, ya da kongrelerde, sempozyumlarda sunuluyor. Ancak bu tam olarak da üzerinde konuştuğumuz saha bunlar değil. Zira herhangi bir vakayı ve ona olan yaklaşımı dörde ayırırsak:
Doğru karar, doğru sonuç. (Uygun tedavi. Beklenmedik bir şey yok.)
Doğru karar, yanlış sonuç. (Beklenmedik sonuç, komplikasyonlar vb.)
Yanlış karar, doğru sonuç. (Pek rastlanılmaz.)
Yanlış karar, yanlış sonuç.
İşte bahsettiğimiz adil kültürün ilgilendiği saha bu: Yanlış karar ve doğal olarak yanlış sonuç.
Şu halde tecrübenin birikimli ilerleyebilmesi için, yanlış alınan bir karar neticesinde ortaya çıkan yanlışlığı doğru bir şekilde kayıtlara geçmenin, kendini raporlamanın ve bunun sonucunda hiçbir ceza almamanın mümkün olduğu bir sistem gerekmez mi?
Goldman bunu “yeni bir tıp kültürüne ihtiyacımız var” olarak açıklıyor.
Ben de kendisine katılmakla birlikte, hastanelere alınıp duvarlara asılan ISO 9001:2008 kalite belgesinin öngördüğü kalite sistemine ilave olarak etkin bir emniyet / eğitim / bilgi paylaşımı sistemi eklenmesi, hatta bunun hastane bazında değil, ulusal bazda bir bilgi havuzu oluşturularak, ibretlik öykülerin sürekli olarak doktorlarca paylaşılması şeklinde yorumluyorum. En azından isimsiz olarak…
Bilhassa doktorların bir, iki, üç, TIP oyununu oynamamaları için, onlara bu fırsatı tanımamız gerekiyor.
| Sizin Oyunuz : |