Eskiden, hamasi bayram nutuklarında devlet “büyük”lerinin sık sık kullandıkları bir tabir vardı:
“….her zamankinden daha çok ihtiyacımız bulunan şu günlerde….”
İşte, İşçi Sınıfının Dayanışma ve Mücadele Günü’nü, 1 Mayıs’ı kutladığımız bugün, tam da bu kalıba, bu tanımlamaya uyacak bir odak noktasıdır. Hatta odak noktası olmanın ötesinde, bir “dönüm noktası”dır.
Geçmişte her türlü askeri ve sivil baskıya, vesayet girişimine, faşist yönetimlerin sindirme boyun eğdirme çabalarına karşı ödün vermeyen emekçiler, bugünün ağır baskı ortamında, 1 Mayıs’ı gerçekten de “her zamankinden daha çok ihtiyacımız bulunan” bir dayanışma ruhu içinde idrak etmeliler.
Egemenlerin her türlü acımasız uygulamasına, emek sömürüsünün en ağır biçimlerde devamına, fakirden alıp zengine veren anlayışın utanmazca tırmanışına, gelir dağılımı uçurumunun baş döndürücü bir hızla büyümesine, karşı “her zamankinden daha yüksek sesle” karşı çıkmanın günüdür bugün..
Sözde “sivil” görünüm altında, sesini çıkaranın, muhalefet edenin, hoşnutsuzluk dile getirenin tepesine balyoz gibi inildiği şu günlerin ne anlama geldiğini daha iyi kavramaya çalışma günüdür.
Bir yandan ulusal “refah ve bolluk” yalanları söylenirken, “uluslar arası krizin bizi teğet geçtiği” masalı anlatılırken, bir yandan egemenlere yakın sınıfların (Tevfik Fikret’in deyimi ile) “Han-ı iştiha” ile deveyi hamudu ile ile götürdüklerini, bir yandan da emekçiye üç kuruş zam vermeye gelince utanmadan “sıkıntı” muhabbeti, “kaynaklar kısıtlı” sahtekarlığı yapıldığını kavrama günüdür.
İşçiye, memura, sendikacıya, köylüye, öğrenciye, sanatçıya, onurlu gazeteciye, akademisyene, etnik-dini-cinsel ve her türlü azınlığa, muhalif siyasetçiye, hatta felaket mağduruna, kısacası iktidarın “potansiyel suçlu” gibi baktığı herkese fişleme, şafak baskını, gözaltı, tutuklama, cop, biber gazı, tazyikli suyun reva görüldüğünü ve bu kaderden hiç kimsenin “muaf kalmak” gibi bir lüksü olmadığını unutmama günüdür.
İktidarın, bir yandan tehlikeli ajandasını yürürlüğe koymayı hızla sürdürürken, bir yandan da hoşuna gitmeyen herkesi elimine etmeye çalıştığını da hiç akıldan çıkarmama günüdür.
“Susarsan, sıranın hiçbir zaman sana gelmeyeceği” gibi bir yanılsamadan, zinhar uzak durma günüdür.
Bugün aynı zamanda her türlü gaflete, dalalete ve hıyanete karşı uyanık durma ve kendisini “sol” gösterip “sağ arka”dan çakmaya çalışan çakma aydın ve liberallere karşı da uyanık olma ve onların işbirlikçi karakterine kararlı tavır alma günüdür.
Baskıcılara, yasakçılara, sindirmecilere, copçulara, gazcılara, zindancılara karşı bu topluma “canım, adamların da hakkını yemeyelim, duble yollar, özel hastaneler, TOKİ evleri, lale bahçeleri…” gibi iğrenç savunmalarla teslimiyet aşılamaya çalışan tuzu kuru sözde aydınları teşhir etme ve onları da tecrit etme günüdür.
Rengi ne olursa olsun, haki veya lacivert, hangi kisveye bürünürse bürünsün, asker postalı ve tankı ile polis panzeri ve copunu ayırt etmeden Faşizme karşı kiminle birlikte tavır alacağını iyi bilme iyi hesap yapma günüdür.
Yaşasın 1 Mayıs !